• VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show

SAYIN CUMHURBAŞKANI'NA MEKTUP

Aktif .

 
 
Sayın Cumhurbaşkanı!
Son günlerde sınırlarımızda olanları, İslam dünyasındaki durumu ve Avrupa ile Amerika’nın niyetlerini yansıtan çıplak ve acı gerçekleri sizden duymaya başladık. 
Bir iki tanesini hatırlayalım:
Kobani bizim için stratejik bir yerdir, Amerika için değil ki!..
Irak’ın üçte biri gitti!..
Amerika bizim razı olmadığımız şeyleri yapmaya başladı!..
PYD’nin silahlandırılması ile PKK’nın silahlandırılması arasında hiçbir fark yoktur. Bunlar aynı örgütlerdir.
Afganistan’daki katliamlar neden durmuyor?..
Uçuşa yasak veya güvenlikli bölge taleplerimize bir cevap alamıyoruz!..
2 milyona yakın mülteciyi barındırmak zorunda kalıyoruz, ne BM, ne diğer ülkeler ciddi hiçbir yardımda bulunmuyorlar!..
Ve flaş bir cümle, orijinal ifadenizle:
“Pakistan'dan alın, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Filistin, Mısır, Libya, Tunus'a kadar, adeta yay gibi bir bölge, bu halkı Müslüman olan ülkeler üzerinde ciddi bir operasyon var. Bunların hepsi de bölünmeye yönelik huzursuzluklar. Biz buraları nasıl böleriz? Böl - parçala – yut, veya böl - parçala – yönet, mantığıyla çalışma yapılıyor. Perde arkasında bütün bunlarla ilgili büyük proje hazırlanmış durumda, ona göre de bu adımları atıyorlar.”
Sizin onayınız olmaksızın Sayın Davutoğlu’nun söylemesi mümkün olmayan bir cümle:
“Terör örgütü PKK, çözüm sürecinin şartlarından biri olan silahlarını bırakma şartını yerine getirmedi!..”
Yine Bakan Babacan’dan çarpıcı bir açıklama:
“Savunma Sanayiini Destekleme Fonu’nda ciddi miktarda paramız var. Bunu bütçeye aktarmanın yollarını arıyoruz!..
Sayın Cumhurbaşkanı!
Zatıalinizde büyük bir uyanış olduğunu görmekte olduğumuza inanmak istiyoruz. 
Buraya nasıl gelindiğini satır başları ile hatırlamak istiyoruz:
Kabuk değiştirmeye başladığınız yıllarda etrafınızı çevirenler;
“Bu ülkede Amerika ve İsrail’in menfaatleri aleyhine çalışacak iktidarlara izin vermezler, siz onların menfaatlerine uygun icraatlar yapacağınıza dair bir görüntü vererek iktidar olabilirsiniz!” 
Diye size telkin edip o istikamete yönelmenizi sağladılar. İktidara geldiğinizde etrafınızdaki danışmanlar, Amerika’nın Afganistan’a barış getirmek için yapacağı askeri operasyona destek vermeniz gerekir, diyerek sizi yanlış yönlendirdiler. Aynı danışmanlar, sizin Amerika’nın hazırladığı “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi’nin Eşbaşkanlığı”nı almanız için ikna ettiler. Siz de bunu iftiharla ilan ettiniz. Diyarbakır’ın yıldız adayı olduğunu ifade ettiniz. Yukarıda “yay gibi” dediğiniz proje bu idi.
Gerek etrafınızdaki maksatlı yakınlarınız, gerekse “danışman”larınız, ABD’nin gerek koalisyon şeklinde, gerekse NATO’yu kullanarak “yay gibi” dediğiniz bölgeyi işgal etmesine, yakmasına, yıkmasına, sömürmesine, tecavüz etmesine, katliam yapmasına sizin de destek vermenizi sağladılar. Ayrıca da eski büyük Haçlı seferlerinin bir medeniyet hareketi olduğu gibi, son derece yanlış bir beyanı, defalarca ve dünyanın her yerinde size verdirttiler. 
Milli Görüş Lideri Erbakan’ın ve Saadet Partisi’nin, yakanızı silkercesine ikazlarına ve sert uyarılarına rağmen, bu işgalcilerle beraber oldunuz. Adına “Arap Baharı” gibi, “diktatörlerin devrilmesi” gibi, “barış ve demokrasi getirmek” gibi süslü ve albenili kılıflara aldandınız, ya da danışmanlarınız sizi aldattı. “Yay gibi” bölge kan ve ateş içinde kaldı. Ama daha da çarpıcı olanı, Türkiye de bu yay gibi bölgenin tam ortasında olmasıdır. O safhada bile danışmanlarınız hala size, “Amerika ve Avrupa bizi değil, biz onları kullanıyoruz” diye yanlış bilgiler vererek ve inandırıcı olması için “Büyük Usta” payesi vererek  ve de “Yeni Osmanlı”  söylemleriyle yanıltmaya devam ettiler. Sadece sizi değil, bütün halkı yanılttılar. 
Hatta ve hatta Türkiye’ye yabancı askeri güçlerin kabul edilmesi, bataklığa çekilmesi gibi son derece tehlikeli maddeleri içeren son tezkereyi bile size faydalı, gerekli ve acil olduğuna dair yanıltıcı bilgiler vererek çıkarttırdılar.
Diğer taraftan ise etrafımızı çeviren ateş çemberini icabında yarabilmemiz ve her türlü operasyona hazır olmamız için askeriyemizin güçlendirilmesi gerekirken, gerek kumpaslarla, gerekse milletin yıllardır dişinden tırnağından arttırarak Savunma Sanayiimizin güçlendirilmesi maksadıyla verdikleri paralardan biriken fonların da faiz ödemelerine kullandırılması suretiyle gücümüzün zaafa uğratıldığını görmekteyiz. Yıllarca sizi güvendirdiler ki, yerli yapım ve elektronik kumandası bizde olan yüzlerce F-35 uçağımız olacak, dünyanın en güçlü ordusu bizde olacak. Ama heyhat, şu ana kadar bir tane bile üretip teslim alamadık. 
Şimdi anlıyoruz ki, “çözüm süreci” şartlarına ordumuz uymuş ama, PKK uymamış.
Bütün bunların içinde bizim de olduğumuz “yay gibi” bölgedeki, halkı Müslüman olan ülkeler üzerinde büyük bir oyun olduğunu, büyük projelerin yürütülmekte olduğunu zatıalinizin ağzından ilk defa duyuyoruz. Bir ateş çemberi tuzağına düşürülmüş olduğumuzun bundan daha açık ifade ve itirafı olur mu? Ayrıca zatıalinize adeta hedef gösterttikleri Diyarbakır hedefte gözüküyor.
Sayın Cumhurbaşkanı!
Bu çemberden kurtulmanın tek yolunun acilen, önce bölge ülkeleriyle temas edip planlar yapmak, arkasından İslam Birliği’nin kurularak ABD, Avrupa ve İsrail’in bölgedeki planlarını ekarte etmekten geçtiğini görmüş olduğunuzu düşünmekteyiz.
Bunu bu saatten sonra nasıl mı yapacağız, dediğinizi duyar gibi oluyoruz.
Diyoruz ki, artık bırakın şu danışmanlarınızın sizi yanıltma seanslarını. 12 yıldır gerçekten “Büyük Ustalık” kazandığınızın farkına varın ve bunun yolunu bulun!
Lütfen bulun!
Bu ülke hepimizin! 
Geri dönülmez noktaya doğru gitmekte olduğumuzu sözlerinizden anlıyoruz.
Allah muhafaza etsin, bu ateş çemberi bizi yakarsa, tarih en şerefsiz sıfatlarını, sebep olanlar için kullanacaktır. Bundan şüpheniz olmasın! 
Kendinizi ve ülkemizi kurtarın!
 
DANIŞMAN VE DANIŞAN 
 
Ben danışmanım,
Kah süründürürüm kah uçururum;
Ben danışanım,
Arkamda ateş, önümde uçurum!
 
Ekrem Şama