Loading

Facebook Fan

Din yıldızı doğdu, o gün şafak vaktiydi,
Buz tutmuş cemreler için toprak vaktiydi,
Şeytanların huzuru kaçtı Hakk vaktiydi;
Çiçek açtı Havva soylu Mücahideler!

Yollar çizildi köşe bucak memlekete,
Erbakan azmi aşılandı tüm gayrete,
Cihad pusulası takılınca hizmete;
Çıktı Asiye sabırlı Mücahideler!

Lider Erbakan bayrak yapıldı cihada,
Analar, kızlar, bacılar vardı sahada,
Rahat terk edildi, edilecek daha da;
Yürüdü Meryem onurlu Mücahideler!

Madem ki tebliğ gidecekti evden eve,
Kolları sıvadı kadınlar seve seve,
Ayşenur, Emine, Feyza, Nazmiye, Merve;
Hepsi Hatice vefalı Mücahideler!

Cihad deyince feda edildi bebekler,
Koştular dilde dualar, elde çiçekler,
Milli Görüş bu, elbet fedakarlık bekler!
Varolsun Fatma değerli Mücahideler!

Cihadda kadın erkek sanki etle tırnak,
Şartların şartı, emre itaatkar olmak,
Her adımda şehitlik sevabını bulmak;
Bunlar Sümeyye yürekli Mücahideler!

Hedef Hakkı üstün tutan bir Medeniyet,
Malı mülkü evladı fedadır şehadet,
Nizam, Selamet, Refah, Fazilet, Saadet;
Koştu hep Zeynep gayretli Mücahideler!

Ertuğrullar, Osmanlar, Muratlar, Mehmetler,
İmanlı bir nesil içindir hep zahmetler,
Mücahit Erbakan’a dilerken rahmetler;
İffetli Malhatun gibi Mücahideler!

Mal, mülk, şan, şöhret, sizi döndüremez yoldan,
Çare özümüzde, madet beklenmez elden,
Emir Kur’an’dandır, reçetesi Resül’den;
Hep Nene Hatun şuurlu Mücahideler!

İş başa düştü, onlar cihada koştular,
Mücahit Erbakan, diye diye coştular,
Hakkı tavsiye eden dille konuştular;
Gayretli Elif duruşlu Mücahideler!

Hamurunuz toprak mayanız İslam ile,
Dillerde haklı söz, ellerde selam ile,
Yolunuz çizilmiş mukaddes kelam ile;
Selam olsun size, şanlı mücahideler!..
Selam olsun sana, ey Mücahit Erbakan!..

Ekrem Şama
05.02.2012

Başbakan Sayın Erdoğan AK PARTİ toplantısındaki konuşmasında dindar bir gençlik yetiştirme çabasında olduklarını ifade etti.
Tek başına bu cümleyi aldığımız zaman ellerimiz patlarcasına alkışlarız. Alkışladık da…
Ama heyecanımız geçip biraz düşünmeye başladığımız zaman da, sevincimizin boşa gitmesi ihtimalini düşünüp karamsarlık içine girdik.
Haçlı saldırılarının İslam ülkelerini bir bir işgal etmeye devam ettiği, Müslümanlara yapılan zulümler ve katliamlar, milyon kişinin katledilme seviyesini çoktan aştığı, ırz, mal, mukaddesat ve kutsal mekanlara tecavüzlerinin hadsiz hesapsız seviyelere ulaştığı, mazlumun değil, zalimin yanında yer alıyor görüntümüzün bulunduğu şu yıllardayız.
Bu günkü Haçlı saldırılarına destek vermenin yanında, geçmişte milyonlarca Müslümanın katliama uğratıldığı büyük Haçlı işgal ve zulümlerinin bizzat Başbakan’ın dilinden ibra edilmeye çalışıldığı yıllardayız.
Büyük Ortadoğu Projesinin başdöndürücü bir hızla hayata geçirilmeye çalışıldığı yılları yaşıyoruz.
Ders kitaplarında La İlahe İllallah, kelimei tevhidinin ikinci kısmı olan Muhammedün Resulullah’ın şart olmdığının öğretilmeye çalışıldığı yıllardayız.
İslam dini’nin özü ve tecavüzlere karşı savunma mekanızmasını ifade eden onlarca kelime ve terimin okullarda yasaklandığı yıllardayız. Yasaklanan bu terimlerden bazı örnekler şunlardır:
 Batı, bel'am, beyt'ül mal, biat, cemaat, cihad, dar'ül erkam, dar'ül harp, dar'ül İslam, emir, emir'ül müminin, fetva, firavun, halife, hicret, hilafet'ül müminin, Hizbullah, hizbuşeytan, imam, imamet, infak, kafir, karun, kışla, laikler, laikçiler, Medine dönemi, medrese, Mekke dönemi, melle, mücahid, mümin, münafık, müstaz'af, müstekbir, seyda, şehadet, şehit, şeriat, şeyh, şeyh'ül İslam, şirk, şura, tağut, tebliğ, tekke ve tevhid, ılımlı İslam… Bu terimleri dinimizden ayıkladığınız anda kılçıksız balık durumuna sokarsınız. Kılçıksız balık ise sofralarda yenmekten başka bir işe yaramaz.
Eski bir Cumhurbaşkanı’nın dilinden dillendirilen ve “Ilımlı İslam” projesinin hayata sokulmasını amaçlayan Kur’an’ın 230 ayetinin tatbik imkanının artık kalmadığının açıklandığı, yukarda yazdığımız yasak terimlerle bu tür bir yasağın hayata geçirilmeye çalışldığı endişelerinin uykularımızı kaçırdığı yıllardayız.
Şimdi Başbakan Sayın Erdoğan’a bir soru sormak istiyorum:
Sayın Başbakan!
Sizi ellerimizin içi kızarıncaya kadar alkışladık, dindar bir nesil yetiştirmek niyetinizi açıkladığınız o anda…
Ama söyler misiniz, yeni nesle hangi dini öğreteceksiniz?!.

Ekrem Şama
ekremsama@hotmail.com

15 yıl önceki bir olayın yıldönümü…
Sincan sokaklarında tank yürütmüşlerdi.
Süreç 30 Ocak 1997’de başlamış, Şubat’ta devam etmişti.
Aslında süreç Milli Görüş’ün koalisyon ortağı olarak hükümet kurması ile başladıysa bile, bu hükümetin zoru, ya da imkansızı başarmaya,  çözümleri bir bir yürürlüğe sokup netice almaya başlamasıyla düğmeye basılmıştı.
Neden tank yürütülmüştü?
Zahire bakılırsa 30 Ocak 1997’de Refah Partili Sincan Belediyesi’nin himayesinde yapılmış bulunan Kudüs’teki Yahudi katliamlarını protesto gecesi ile harekete geçmişlerdi.
Cunta ve onun tahrikçisi ve tetikçisi medyaya göre bu olayda;
1-Etkinliğin düzenlendiği çadır Kubbetussahra’ya benzetilmiş.
2-Çadırın içine Hizbullah ve Hamas Liderlerinin posterleri asılmış. 
3-İran Büyükelçisi konuşturulmuş.
4-İntifada gösterisi yapılmış.
Sonra gelen hafta içinde bu dört olay büyük bir suçmuş gibi yoğun bir yönlendirme haber bombardımanı ile aklar kara gösterilmiş, Türkiye’nin büyük bir irtica tehlikesi ile karşı karşıya geldiğine dair kamu oyunda bir kanaat oluşturmaya başlamışlar ve 5 Şubat’da tanklar sokağa çıkmıştı. Aslına bakılırsa tanklar sokaktan değil, aklın ve hukukun üstünden geçirilmişti.
Önce bahanelerine bir göz atalım:
Kubbetüssahra’ya benzeyen çadır…
Bunu suçmuş gibi gösteren medyaya ne demeli? Kudüs’te Müslümanlar için kutsal olan Mescid’i Aksa ve Kubbetüssahra’ya benzeyen çadır kurmak nasıl suç gibi gösterilebilir?
Hizbullah ve Hamas liderlerinin posterleri…
Hizbullah Lübnan bağimsız devletinin savunmasını üstlenen bir devlet kuruluşu. Hamas ise Filistin’in bir siyasi partisi. Bunlar terörist değil, illegal değil… Kudüs’te yapılan Yahudi zulümlerine karşı koyabilecek iki resmi kuruluş. Bunların yöneticilerinin posterleri neden suç unsuru olsun? Bunun mantığı olabilir mi?
İran Büyükelçisi’nin konuşması neden suç olsun? İran dost ve komşu bir ülke. Bizim yetkililerimiz de orada her vesile ile konuşmalar yapıp demeçler vermiyorlar mı? Başka ülkelerin büyükelçileri belediyelerin ya da diğer resmi ve özel organizasyonların mekanlarında konuşamazlar mı? Konuşmuyorlar mı? Belediyeler yapmış oldukları film festivalleri, ya da kültür etkinliklerinde, yabancı konukları ağırlayıp onları konuşturmuyor mu? Böyle bir suç olabilir mi? Nitekim eli kanlı İsrail Cumhurbaşkanı TBMM’de konuştu ve milletvekilleri ayakta alkışladı. Yüzlerce örnekten sadece tek bir örnek…
İntifada gösterisi ise Filistinli çocukların yerden aldıkları çakıl taşları ile İsrailli canilere karşı yaptıkları sembolik bir savunma. Vatandaşlarımız arasında yıllardır sempati ile karşılanan bu olayın benzerini tiyatro gösterisinde sergilemek nasıl bir suç? Akla, mantığa, gerçeğe, hukuka uyuyor mu?
İşte sözde bu sebepler köpürtülerek söz konusu protesto gecesi halkımıza suçmuş gibi gösterilmiş, 4-5 gün sonra tanklar Sincan sokaklarından geçirilmiş, Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve Gazeteci Nurettin Şirin başta olmak üzere bir çok kişi lince uğrarcasına hapislere tıkılmış, rekor cezalar verilmiş, kendilerini ziyarete giden Bakan Şevket Kazan suçlu gibi teşhir edilmiştir. Sözü geçen şahıslar hapislerde çürütülmüştür.
Siyonist bir çekirdeğin etrafında oluşan manyetizmanın etkisiyle hareket eden cunta heveslileri, onun paralelinde yürüyen rantiyecilerin tetikçisi konumuna gelmiş medya mensupları ve onların buyruğu ile hareket eden sözde yargı mensupları… Mukaddes değerlere karşı dini hassasiyetleri olan ve muhafazakar diye adlandırılan halkı etkileyip bütün bunları suçmuş gibi göstermeleri ile 28 Şubat’ın kılıfını hazırladılar. Şaşılacak olan onların bu çabaları değil, halkın buna inanmasıdır. Kudüs ve Mescidi Aksa gibi mukaddes değerlerin korunması için yapılan bu gösterinin ağır bir suç olduğunu zanneden muhafazakar halk, böylece Siyonist propaganda bombardımanının etkisine girebilmiştir. Milli Görüş’ü desteklemek nerdeyse terörörü desteklemek gibi algılanır hale gelmiştir. Yani ak olan, bu faaliyetleri kapkara olarak algılama yanılmasına düşürülmüştür.
12 Eylül 1980 ihtilalini de gene Milli Görüş’ün organize ettiği Kudüs Mitingi’ni bahane göstererek yaptıklarını unutmamak gerekir.
Peki bu gün yine Siyonist çekim merkezli rantiye ve medyanın marifetiyle hala Müslüman muhafazakar halkı kandırmakta olduklarını söylesek abartı olur mu?
Mesela komünizm tehlikesinden korunmak için müttefiki bulunduğumuz NATO’nun, artık böyle bir tehlikenin bulunmaması neticesinde Müslümanları hedef alıyor olmasını ve bu yüzden milyonlarca masumu katletmelerini normal olarak Müslüman muhafakar halkımız kabul edebilir mi? İslam ülkelerinin NATO ile işgal edilmesini bir Müslüman kabul edebilir mi? Ama bu onlara hala sevimli gibi gösterilebiliyor. Halkımız karayı ak gibi algılayabiliyor.
Mesela demokrasi getireceğiz bahanesi ile İslam ülkeleri Haçlı çizmesi altında eziliyor. Milyonlar katlediliyor, ırzlar kirletiliyor, camiler, türbeler, köprüler, altyapı tesisleri yakılıp yıkılıyor, muhafazakar halkımız bunları adeta büyülenmiş gibi sessiz ve adeta tasvip eder gibi izleyebiliyor. Bu nasıl bir propaganda bombardımanı ile yapılabiliyor?
Şu kadar İslam ülkesinin sınırlarını değiştirmek ve İsrail’in önünü açmak için icad edildiği artık sağır sultanca bile anlaşılmış bulunan, dev adımlarla da hedefine doğru giden Büyük Ortadoğu Projesi, halka anlatıldığı halde çoğunluğun kılları kıpırdamıyor. Bu nasıl bir propaganda bombardımanıdır?
İran ve Pakistan’a karşı inşa edildiği, ABD yetkililerince de açıklanan NATO füze kalkan sistemi, iktidarın oluru ile ülkemize kuruluyor. Sanki bu gerekliymiş gibi halktan hiç ses çıkmıyor. Bu nasıl bir kandırılmışlıktır?
Haçlı işgalinin büyük merhalesi Türkiye-İran savaşı çıkarılarak İslam dünyasının en güçlü devletlerini birbirlerine ezdirdikten sonra, Müslümanların elinde kalan iki mukaddes şehir olan Mekke ve Medine’ye sıranın geleceği açıklanıyor. (ABD Milletvekili Tom Tancredo)  Bütün hamleler buna göre yapılıyor, halkımız ipnotize edilmiş gibi işgalcilerin ve onlara yardım edenlerin tarafında yer alıyor. Kapkara tablo ak gibi gösteriliyor.
İyi niyetle başlamış bir takım halk hareketlerini manüple ederek, sömürünün atlama taşı olarak kullanıyorlar, halkımız hala olayın bütünü ile değil, önünde oynatılan tiyatro ile meşgul edilebiliyor.
Halkın gözünün içine baka baka Haçlı işgallerinin devam etmesi gerektiğini savunanlara kahraman gibi bakılabiliyor. İşgalci canilerin neredeyse cihad ettiklerine halk inandırılılabiliyor. Onlara dua edenler alkışlattırılabiliyor.
Bu nasıl bir propagandadır, nasıl bir aldatmacadır, sonu nereye varacak, olayın farkına varanlar halkı uyandırabilecek mi?
1909 yılında 2.Abdülhamid Han’a karşı düzenlenen ihtilalle başlayan Siyonist aldatmaca hala son bulmadı.
Kitleler kandırılmaya devam ediliyor.
Rahmetli Erbakan Hocam ömrünü İslam Alemi’ni uyandırmaya çalışmakla geçirmişti. Onun izinden giderek aynı uyarıları yapmak hepimizn boynuna bir borçtur. 
Müslümanlar aynı delikten iki defa sokulmamalıdır. Bizdeki yılanlar halkımızı onlarca defa soktular, hala da sokmaya devam etmekteler.Bütün bu olanlar içinde en garibi ise Kuran ve Hadis ilmi olan birçok hoca efendinin Siyonist propagandanın farkına varamayışlarıdır. Tıpkı yüz yıl önceki İttihat Terakki ile 2. Abdülhamid Han olayında, Hakk’tan değil batıldan yana güçlerini harcayan Merhum Mehmed Akif Ersoy, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ya da Bediüzzaman Said Nursi gibi. Gerçi onlar olayların farkına varıp pişman olmuşlardı ama, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti.
Korkulur ki bu gidişle bu defa pişman olmaya bile fırsat kalmayacak…

Ekrem Şama
ekremsama@hotmail.com

 

Türk genci! İşte hedef, karşıda yalçın kale!
İçerisi karanlık, engeldir istikbale.

Haydi yürü ileri, baş dik irade çelik,
Saf sık kollar kenetli, silahın birliktelik.

İnanmışsan Kuran'a, varsa fetihten haber,
Müjdelemişse seni, sözleriyle Peygamber,

Akşemsettin ufuğa dikmişse gözlerini,
Dinlemeyi bilirsen, manalı sözlerini,

Yürüyoruz deyince, hainler çıksa bile,
Rum ateşi bağrını, delerek yaksa bile,

Hiç korkutmasın seni, kat kat aşılmaz surlar,
Elbet dize gelecek, bütün zalim unsurlar.

Yalnız Allah'a kul ol, rehberin ilim ve fen,
Ölüm senden korkmalı, koynunda olsun kefen.

Türk genci sakın bozma, o ettiğin yemini,
Denizler zincirliyse, dağdan yürüt gemini.

Burca dik taşıdığın ayyıldızlı sancağı
Parçala zulümleri, kapat karanlık çağı...

Ekrem Şama

  
 
Fransa…
Akla, mantığa, tarihe, insanlık anlayışına ve kendi anayasasına ters bir kanunu resmen kabul etti.
Yıllardan beri demoklesin kılıcı gibi üzerimizde sallandırdığı sözde Ermeni katliamını inkar edenlere hapis ve para cezasını öngören kanun, böylece kabul edilmiş oldu.
Hepimiz öfkeliyiz. Haksızlığı protesto etmek ve ne karşılık vereceğimizi konuşmakla meşgulüz. Hele Sayın Cumhurbaşkanı Gül ve Basbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetin diğer üyeleri hergün Fransa’nın ağzının payını vermek için olağanüstü çaba içindeler.
Televizyonda Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ı dinliyoruz. AKPARTİ’nin özel bir toplantısında konuşuyor. Diyor ki:
“Bizzat ben şahidim, Fransa lideri Nicolas Sarkozy, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Sayın Başbakanımıza Ermeni yasa tasarısının kabul edilmesine asla izin vermeyeceğine dair söz verdi. Söz veriyorum dedi.  Merak etmeyin böyle girişimler var bunların bizim parlamentodan geçmesine ben izin vermem, dedi ”
Böylece anlıyoruz ki, Fransa lideri Sarkozy, hem Cumhurbaşkanımızı, hem de Başbakanımızı resmen kandırmış.
Fransa bunu hep yapıyor. Karşısında saf ve iyi niyetli kişileri bulduğunu zannettiği anda kandırmaya başlıyor. Genelde Haçlı dünyası yalan ve kandırmaca üzerine politika yaparlar. Bu hep böyle olagelmiştir, halen de böyledir. Tarihten bir örnek vermek istiyorum.
Napolyon Bonapart.
Fransızların büyüklerinden…
Genç, hırslı, mağrur, kısa sürede Avrupa’da büyük zaferler kazanmış çiçeği burnunda 27 yaşında general olmuş bir Fransız. Önce İngitere’yi, arkasından Avusturya ve İtalalya’yı üst üste bozguna uğratınca şöhreti artmış ve bıyığını balta kesmez olmuştur. Artık kendisini dünyanın bir numaralı askeri dehası kabul etmektedir. Dünya hakimiyeti dururken Fransa’da kakılıp kalmak olur mu? Artık hedefinde Osmanlı Devleti vardır. Donanmayla Mısır’a asker çıkarmak, bir dizi yalan dolanla Mısır’a hakim olmak, oradan da Kudüs’ü ve Müslümanların kutsal şehirlerini ele geçirmek, sonra da Kızıldeniz’e hakim olmak suretiyle Dünya hakimiyeti için bütün stratejik noktalara hakim olmak… Planına göre bunun için savaşmaya bile gerek kalmayacaktır. Tarihten beri Fransa’yı dost kabul etmiş ve asla dostluktan vazgeçmemiş bir Osmanlı’ya karşı, yalanla dolanla, hileyle, silah atmadan bu işi başaracak akıllılıktadır. Kendini öyle görmektedir. Saf Osmanlı’yı kandırmak, Mısır’ın cahil halkını aldatmak onun için çocuk oyuncağı sayılırdı. Tıpkı Sarkozy’nin bizim yöneticilerimizi kandırıp, Ermeni oylarını alacak kanunu çıkarma ve yaklaşan seçimleri kazanma planı gibi.
Ne mi olmuştur?
Mağrur ve düzenbaz Napolyon Bonapart, 1Temmuz 1798 tarihinde asker yüklü donanmasıyla Mısır’a ayak bastı. Müslüman olmuş rolüne soyunup bir dizi yalanla kolayca ilerledi. Attığı yalanlara göre; Mısır halkına yardıma gelmişti. Padişah 3.Selim Han’ın dostuydu. Mısır halkını rahatsız eden Memlük kalıntılarını hizaya getirmek üzere Padişah tarafından görevlendirilmişti. Camilere medreselere yardım ediyortdu. Sulama kanalalrını tamir ettirip göstermelik olarak halk temsilcileriyle beraber görüntüler veriyordu. Piramitler civarında kendisine direnmeye kalkışan Osmanlı askerlerini kolayca dağıtıp yoluna devam etti. Mısır işgali, yalan dolanla kolayca tamamlandı. Artık maskesini de indirmiş olarak, halka eza cefa yapmaktan çekinmiyordu. Katliama girişmiş, yakaladığı Osmanlı askerlerini esir almak yerine, toptan katletmeye başlamıştı. Yani onları esir edip beslesin miydi? Kılıcı çalıştırıp kellelerini kesiyordu.
Kısa süre sonra Mısır’ı çiğneyip Kudüs’e doğru yöneldi. Yolda Akka şehri vardı.  Şehri savunan bir avuç Osmanlı askerine, 80 lik ihtiyar Cezzar Ahmet Paşa kumanmda ediyordu.
Cezzar Ahmet Paşa tecrübesi ve taktikleri ile Napolyon’a öyle bir Osmanlı tokatı indirdi ki, sesi bu gün bile tarih sayfalarında yankılanmaktadır. Padişah 3.Selim Han da Mısır halkına yayınladığı “Cihad Fetvası” ile onları Napolyon üzerine sevketti.
Sonunda mağrur Napolyon Bonapart, ömrü boyunca asla unutamadığı tokatı yiyip, Mısır halkının da karşısına çıkması ile asker ve donanmasını da Mısır’da bırakarak tabanları yağlayıp, kapağı Fransa’ya zor atmıştır. Böylece yalan dolan üzerine yaptığı plan şöhretini de yerle bir etmiştir.
Gelelim Fransız’ın bugünkü ettiğine:
Yukarda okuduk. Cumhurbaşkanımızı ve Başbakanımızı resmen kandırmışlar. Sanırım Napolyon kadar zahmet de çekmemişlerdir kandırmak için.  O zaman Osmanlı ve Mısır halkı 1396 yılındaki Niğbolu Haçlı saldırısından beri tam 400 yıldır Fransa’yı dost olarak kabul ediyordu. Fransa Osmanlı’dan hep himaye, dostluk ve kayırma muamelesi görmüştü. 400 yıldır ekmek yediği çanağa terslemesi düşünülemezdi. Böyle bir kandırmacanın olacağına ihtimal vermezlerdi. Buna rağmen kısa sürede Padişah sayesinde düşman olduklarını anladılar ve gereğini yaptılar.
Bu gün ise başta Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve kandırmacaya yakinen şahit bulunan Babacan, Haçlı dünyasının bir üyesi olan Fransa’nın dost, müttefik, takip edilecek ve içine girilecek galip olmuş bir medeniyet cenneti olduğunu kabul etmektedirler. Kıbrıs’ta Annan planının kabulü oylamasındaki yalanlar, Avrupa Birliği’ne girişteki çevrilen dolaplar, Afganistan ve Irak’taki katliamlar, Filistinde oynanan oyunlar, Libya’ya korsanca müdahale, Afrika’daki tüyler ürperten zulüm ve sömürüler gibi daleverelerle defalarca kandırılmalarına rağmen, hala dost ve güvenilir müttefik olarak kabul etmektedirler. Bu kanaatlarini hala muhafaza etmektedirler. Zaten siyasi çıkışları da bu kabul üzerine kurulmuştur. Onlar tarihte Haçlıların ve özelde Fransızların verdikleri sözlerde asla durmadıklarının örneklerini belki de bilmediklerinden olsa gerek, hala yüzleri batıya dönük ve siyasi planları Haçlı ile birliktelik üzerine kuruludur. Bunun için defalarca kandırıldıkları halde, safiyetlerinden dolayı olsa gerek siyaset değiştirmemektedirler. 
Hadi Mösyö Sarkozy’nin Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımıza söylediği bu yalanlarına karşılık ne tavizler almış olduğunu sormayalım ama, şu tespitleri de yapalım:
Genelde Haçlı’ya, özelde Fransa’ya karşı hayranlıkla değil, tecrübeyle yaklaşacak, teslimiyetle değil, tedbirlerini almış olarak masaya oturacak devlet adamalarına ve siyasetlere ihtiyaç vardır. Zulme ve sömürüye dayalı Haçlı Medeniyetiyle beraber hareket etmek temel fikriyle yola çıkarsanız, akıbetiniz hep kandırılmak olur. Şair de tam bunu ifade etmiş:

Kim taşıyorsa yalancıya hayran bir beyin,
Hep kandırılır akşamleyin ve sabahleyin!...

Büyük Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han, Haçlı hayranlığının ayyuka çıktığı dönemde tahta oturduğunda çözümü açıklamıştı:
“Bunlar dostluktan, diyalogtan anlamazlar. Yegane anladıkları şey güç ve kuvvettir. Bizim alacağımız en etkili tedbir, ordumuzu ve donanmamızı güçlendirmektir.”
Kolları sıvayan Hünkar kısa sürede ordumuzu ve donanmamızı Haçlı’ya korku verecek bir güce ulaştırmıştır. İşte bu sebepten dolayı, içte batı hayranı Mithat ve Hüseyin Avni paşalar ve onlarla birlikte olanlar tarafından, Haçlıların kandırmacalarıyla alaşağı edilmekle kalmamış, şehadet şerbetini de içmiştir.
Bugün de kaide değişmemiştir. Kıytırk boykot kararları, ya da söğüp saymakla Haçlı ruhlu Fransız’a haddini bildirmeniz mümkün değildir. Onlar sadece ve sadece güçten kuvvetten anlarlar.
O halde:
Zaten kurulmuş bulunan İslam Birliği’ni işler hale getireceksiniz. Lider ülke olarak masada yerinizi alacaksınız. Batıya sevkedilen petrol ve hammaddeleri kontrol edeceksiniz. Stratejik yolları denetleyeceksiniz. Sömürü ve zulüm çarkı olan Birleşmiş Milletlere bağımlı olmayacak, alternatiflerinizi devreye sokacaksınız. O zaman bağırıp çağırmaya, küfretmeye ihtiyacınız kalmayacak.
Lakin bunun için siyasi basiret sahibi devlet adamlarına ihtiyaç var. Tecrübeye ihtiyaç var, tarihi doğru okuyacak uzmanlara ihtiyaç var. Yoksa sizi akşam kandırırlar, sabah tekrar kandırırlar…
Şu anda İslam dünyası büyük bir imtihanın içindedir. Önlerinde yalan, dolan, dalevera ve hile ile ülkelerinin ve hürriyetlerinin elden çıkması, ya da büyük uyanışın neticesinde bir araya gelme seçenekleri vardır.
Bir bakıma yok olmakla var olmak seçenekleri de denilebilir.

Ekrem Şama
ekremsama@hotmail.com

Sayfa 1 / 23

Başlangıç
Önceki
1

Eserler

•Şu Boğaz Harbi (Bir başka açıdan Çanakkale Savaşları)
•Hilelerle Çanakkale
•Şiirlerle Çanakkalel
•Cinas Cinasa Şiirler
•Televizyon Dizisi (Tarih, sohbet, 113 dizi)
•Başlar Ve Kılıçlar

2011 İstatistikler

mod_vvisit_counterBugün Tekil152
mod_vvisit_counterDün En Fazla581
mod_vvisit_counterBu Hafta152
mod_vvisit_counterBu Ay2940
mod_vvisit_counterToplam Tekil202034

Anket

Hangi Kitabı Çok Beğendiniz

image

Şu Boğaz Harbi

Milli Şairimiz Merhum Mehmet Akif Ersoy’un aziz  ruhlarına saygıyla ithaf ediyorum.

Oku...

image

Hilelerle Çanakkale

Bu kitap savaş stratejisi açısından tarihde eşi benzeri görülmemiş hileleri anlatır.

Devamını Oku

İletişim Bilgisi

  • ekremsama@hotmail.com
  • Facebook Sayfası
  • www.ekremsama.com