• VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show
  • VTEM Image Show

TURGUT ÖZAL VE R.TAYYİP ERDOĞAN

Aktif .

Fotoğraf: TURGUT ÖZAL VE R.TAYYİP ERDOĞAN!  (Özel bir anımız ve düşündürdükleri)  Anavatan Partisi'nin yıldızının parladığı yıllardı.  Yanlış hatırlamıyorsam 1985-86 yılları olabilir. Ya da 1987. Tıpkı bugünkü Erdoğanlı AKP gibi o yıllarda Özal'lı Anap da her girdiği seçimi ezici bir çoğunlukla kazanıyordu.  Bir duyduk ki, Başbakan Turgut Özal rahatsızlanmış ve Amerika'ya gitmiş. Beyin miydi, kalp miydi, eskiyi biraz katıştırınca görülebilir. Uzunca bir süre kaldı ve tedavisi tamamlanıp yurda döndü. Hayret edersiniz, Özal tedavi dönüşü bambaşka bir kişiliğe bürünmüştü. Muhafazakar söylemler değişmiş, Amerika ve Avrupa yanlısı kesilivermişti. Küresel ekonomiden tutun da yaşam tarzına, söylemden tutun da eyleme kadar. Türkiye'de rant ekonomisini hakim kılmış, paradan para kazanma furyası gelişivermişti. Pıtrak gibi menkul değerler ve faktöring şirlketleri türemiş, bankerler her sokakta şube açma yarışına girmişlerdi. Faiz alıp vermek bir yaşam tarzı kabul edilir olmuştu.  Hep batı yanlısı söylem ve eylemlede bulunan Özal ve ailesi artık Milli değerleri hiçe sayan bir yaşantı içine girmişlerdi.  Bizler de Refah Partisi İstanbul İl Teşkilatı olarak mütevazi şartlarda siyasi mücadelemizi yürütmekteydik. İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile haftada iki kez toplanır faaliyetlerimizi planlardık. Özal'daki bu değişiklik gündeme gelirdi. Bir defasında kim olduğunu net olarak hatırlayamadığımız bir arkadaşımız Amerika'da insan beynini istedikleri istikamete yönlendiren metodlar bulundğundan bahsetmişti. Yani bir nevi hipnotize metodu. Özal'ın Amerika'da geçirdiği operasyon sırasında böyle bir işleme tabi tutulmuş olabileceğini ifade etmişti. Çok net hatırlıyorum İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan o günden sonra yaptığı konuşmalarda samimi olarak hep şu ifadeyi kullanır olmuştu: "Ben öyle inanıyorum ki, Başbakan Turgut Özal, Amerika'da operasyon geçirdiği sırada beyninden bir işleme tabi tutulmuş olmalıdır. Görmüyor musunuz, ne kadar değişti? Amerika ve batı hayranı kesiliverdi..." Bu değerlendirmeleri bir espriden ziyade, Özal'daki tezatları ifade sadedinde inanarak söylüyordu. Zaman ilerledi, devran döndü, 28 Şubat rezaletleri yaşandı. Recep Tayyip Erdoğan'ın ülke problemlerinin teşhisi ve tedavisi ile ilgili Milli Görüş söylemlerinde müthiş U dönüşleri gözlemeye başladık. Artık batı yanlısı tedaviler, Amerika'nın süper gücü, Batı Medeniyetinin bizim medeniyetimize galip geldiği, küresel güçlerle birlik olunmazsa geleceğimizin karanlık olacağı, Adil Düzen'in gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya olduğu, İsrail'in gücünün kabul edilmesi gerektiği, faizin kaldırılmasının mümkün olmadığı, küresel güçlere rağmen bir yere varılamayacağı, işbirliği yapılması gerektiği söylemlerini dillendirmeye başladı. Bu söylemler bazen o kadar ileri gidiyordu ki, Amerika'nın gücü yanında haşa Allah'ın gücü bile unutulyordu. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemlerde, gerek sonraki yıllarda, hele Başbakan bile değilken Amerika'ya gidip krallar gibi karşılanması, kafamızda bir takım soru işaretlerine sebep oluyordu. Hele Amerika ve Avrupa ile koalisyonlara girip İslam ülkelerinin işgalinde işbirliği yapması, destek vermesi, D-8 ve İslam ülkelerini darmadağın etmekle sonuçlanan icraatları, bu soru işaretlerinin artmasına sebep oluyordu. Özal'ın yolunda olduğunu sık sık vurgulaması, vahşi kapitalizmin ilkelerini benimseyip hayata geçirmesi, faizin bir dünya gerçeği olduğunu ifade etmesi, onun hakkındaki düşüncelerimizde değişikliklere sebep oluyordu. Hele hele kısa sürede, söylemlerinde defalarca tezatlı ifadeler kullanması... Mesela, tarihteki büyük Haçlı seferlerini bir medeniyet hareketi imiş gibi takdim ederek zalimleri ibra edici açıklamaları bizi hayrete düşürüyordu. Kısa süre sonra Gazze katliamları sırasında, Haçlıların ve Siyonistlerin birlikte yeni bir Haçlı seferi düzenleyip Gazze'ye saldırdıklarından bahseden söylemleri bizleri ters köşeye yatırdı. Bu kadar da değil, cumhurbaşkanı seçildiği takdirde, bir Haçlı Kuruluşu olan Abrupa Birliği'ne girme hedefinden asla taviz vermeyeceğini açklaması bizi aynı anda üçüncü defa ters köşeye yatırıyordu.  İşte bunun gibi defalarca U dönüşlü tezatlarını dinledikçe, Amerika'da esaslı bir beyin operasyonundan geçirilmiş olabileceğine inanmaya başaldık. Tıpkı kendisinin 1980'li yıllarda dillendirdiği Özal'a yapılanların bir benzeri gibi.  Yalnız bir farkla: Bu kadar tezatlı fikirleri, üstelik kısa aralıklarla söylediği halde, halkın büyük bir kısmını peşinden sürüklediğine bakarak, şayet böyle bir beyin operasyonu geçirmişse, gelişen teknoloji gereği kendisine çok daha ileri boyutta bir hipnotizma tekniği uygulanmış olaileceğini düşünmeye başladık.  Hem kendisini, hem de dinleyenlerin beyin fonksiyonlarını etkileyici bir metod söz konusu. Kabul edelim ki, şayet varsa bu tür teknolojiler, Özal zamaından bu yana büyük gelişme göstermiş olmalıdır. Böyle bir düşünce tarzı ondan bize miras kalmış olamaz mı?  BEYİN VİTESİ  Aniden olmaz fazilet safından Dönüşü, bir hanımın veya beyin; Anlayın birileri tarafından Geri vitese takılmıştır beyin!  Ekrem Şama <a href=Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. ">
 
TURGUT ÖZAL VE R.TAYYİP ERDOĞAN!

(Özel bir anımız ve düşündürdükleri)
 
Anavatan Partisi'nin yıldızının parladığı yıllardı. 
Yanlış hatırlamıyorsam 1985-86 yılları olabilir. Ya da 1987. Tıpkı bugünkü Erdoğanlı AKP gibi o yıllarda Özal'lı Anap da her girdiği seçimi ezici bir çoğunlukla kazanıyordu. 
Bir duyduk ki, Başbakan Turgut Özal rahatsızlanmış ve Amerika'ya gitmiş. Beyin miydi, kalp miydi, eskiyi biraz katıştırınca görülebilir. Uzunca bir süre kaldı ve tedavisi tamamlanıp yurda döndü.
Hayret edersiniz, Özal tedavi dönüşü bambaşka bir kişiliğe bürünmüştü. Muhafazakar söylemler değişmiş, Amerika ve Avrupa yanlısı kesilivermişti. Küresel ekonomiden tutun da yaşam tarzına, söylemden tutun da eyleme kadar. Türkiye'de rant ekonomisini hakim kılmış, paradan para kazanma furyası gelişivermişti. Pıtrak gibi menkul değerler ve faktöring şirlketleri türemiş, bankerler her sokakta şube açma yarışına girmişlerdi. Faiz alıp vermek bir yaşam tarzı kabul edilir olmuştu. 
Hep batı yanlısı söylem ve eylemlede bulunan Özal ve ailesi artık Milli değerleri hiçe sayan bir yaşantı içine girmişlerdi. 
Bizler de Refah Partisi İstanbul İl Teşkilatı olarak mütevazi şartlarda siyasi mücadelemizi yürütmekteydik. İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile haftada iki kez toplanır faaliyetlerimizi planlardık. Özal'daki bu değişiklik gündeme gelirdi. Bir defasında kim olduğunu net olarak hatırlayamadığımız bir arkadaşımız Amerika'da insan beynini istedikleri istikamete yönlendiren metodlar bulundğundan bahsetmişti. Yani bir nevi hipnotize metodu. Özal'ın Amerika'da geçirdiği operasyon sırasında böyle bir işleme tabi tutulmuş olabileceğini ifade etmişti.
Çok net hatırlıyorum İl Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan o günden sonra yaptığı konuşmalarda samimi olarak hep şu ifadeyi kullanır olmuştu:
"Ben öyle inanıyorum ki, Başbakan Turgut Özal, Amerika'da operasyon geçirdiği sırada beyninden bir işleme tabi tutulmuş olmalıdır. Görmüyor musunuz, ne kadar değişti? Amerika ve batı hayranı kesiliverdi..."
Bu değerlendirmeleri bir espriden ziyade, Özal'daki tezatları ifade sadedinde inanarak söylüyordu.
Zaman ilerledi, devran döndü, 28 Şubat rezaletleri yaşandı. Recep Tayyip Erdoğan'ın ülke problemlerinin teşhisi ve tedavisi ile ilgili Milli Görüş söylemlerinde müthiş U dönüşleri gözlemeye başladık. Artık batı yanlısı tedaviler, Amerika'nın süper gücü, Batı Medeniyetinin bizim medeniyetimize galip geldiği, küresel güçlerle birlik olunmazsa geleceğimizin karanlık olacağı, Adil Düzen'in gerçekleşmesi mümkün olmayan bir ütopya olduğu, İsrail'in gücünün kabul edilmesi gerektiği, faizin kaldırılmasının mümkün olmadığı, küresel güçlere rağmen bir yere varılamayacağı, işbirliği yapılması gerektiği söylemlerini dillendirmeye başladı. Bu söylemler bazen o kadar ileri gidiyordu ki, Amerika'nın gücü yanında haşa Allah'ın gücü bile unutulyordu. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemlerde, gerek sonraki yıllarda, hele Başbakan bile değilken Amerika'ya gidip krallar gibi karşılanması, kafamızda bir takım soru işaretlerine sebep oluyordu.
Hele Amerika ve Avrupa ile koalisyonlara girip İslam ülkelerinin işgalinde işbirliği yapması, destek vermesi, D-8 ve İslam ülkelerini darmadağın etmekle sonuçlanan icraatları, bu soru işaretlerinin artmasına sebep oluyordu. Özal'ın yolunda olduğunu sık sık vurgulaması, vahşi kapitalizmin ilkelerini benimseyip hayata geçirmesi, faizin bir dünya gerçeği olduğunu ifade etmesi, onun hakkındaki düşüncelerimizde değişikliklere sebep oluyordu.
Hele hele kısa sürede, söylemlerinde defalarca tezatlı ifadeler kullanması...
Mesela, tarihteki büyük Haçlı seferlerini bir medeniyet hareketi imiş gibi takdim ederek zalimleri ibra edici açıklamaları bizi hayrete düşürüyordu. Kısa süre sonra Gazze katliamları sırasında, Haçlıların ve Siyonistlerin birlikte yeni bir Haçlı seferi düzenleyip Gazze'ye saldırdıklarından bahseden söylemleri bizleri ters köşeye yatırdı. Bu kadar da değil, cumhurbaşkanı seçildiği takdirde, bir Haçlı Kuruluşu olan Abrupa Birliği'ne girme hedefinden asla taviz vermeyeceğini açklaması bizi aynı anda üçüncü defa ters köşeye yatırıyordu. 
İşte bunun gibi defalarca U dönüşlü tezatlarını dinledikçe, Amerika'da esaslı bir beyin operasyonundan geçirilmiş olabileceğine inanmaya başaldık. Tıpkı kendisinin 1980'li yıllarda dillendirdiği Özal'a yapılanların bir benzeri gibi. 
Yalnız bir farkla:
Bu kadar tezatlı fikirleri, üstelik kısa aralıklarla söylediği halde, halkın büyük bir kısmını peşinden sürüklediğine bakarak, şayet böyle bir beyin operasyonu geçirmişse, gelişen teknoloji gereği kendisine çok daha ileri boyutta bir hipnotizma tekniği uygulanmış olaileceğini düşünmeye başladık. 
Hem kendisini, hem de dinleyenlerin beyin fonksiyonlarını etkileyici bir metod söz konusu.
Kabul edelim ki, şayet varsa bu tür teknolojiler, Özal zamaından bu yana büyük gelişme göstermiş olmalıdır.
Böyle bir düşünce tarzı ondan bize miras kalmış olamaz mı?
 
BEYİN VİTESİ
 
Aniden olmaz fazilet safından
Dönüşü, bir hanımın veya beyin;
Anlayın birileri tarafından
Geri vitese takılmıştır beyin!
 
Ekrem Şama
Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.