|
HAKEM OLAYI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ Üçüncü Raşit Halife Hazreti Osman’ın hunharca şehit edilmesinden sonra İslam tarihinde çok üzücü olaylar zuhur etmiştir. Hazreti Ali’ye biat edilmişken ayrılıkçı hareketler baş göstermiş, çok kanlar dökülmüştür. Bunlardan birisi de Sıffiyn savaşıdır. Hazreti Osman’ın kanının hesabını sormadığı gerekçesiyle Hazreti Ali’ye isyan eden Hazreti Muviye, Halifeliğin kendi hakkı olduğunu söyleyerek taraftarlarını topladı. Bu isyanı bastırmak üzere ordusunun başına geçerek Sıffiyn’e gelen Hazreti Ali ile isyancılar arasında savaş başladı. İki taraftan da çok kan döküldü. Sonunda bu şekilde kan dökülmektense iki tarafın da birer hakem tayin ederek meseleyi Kuran ve Sünnete göre çözmeleri konusunda mutabık kalındı. Hakemler de Haricilerin israrı üzerine Hazreti Ali’yi temsil edecek olan Ebu Musa El Eşari, Hazreti Muaviye’yi temsil edecek olan da Amr Bin As olarak belirlendi. Ebu Musa El Eşari halim selim, düz mantıkla düşünen, işin hiyle ve desisesini bilmeyen bir büyük sahabi idi.
Amr Bin As ise makam ve mevkiye önem veren, siyaseti politika olarak yapmaya yatkın, bugünkü tabirle politik oyunları iyi bilen bir sahabi idi. Hazreti Ali hem hakem olayına, hem de kendini temsil edecek olan Ebu Musa El Eşari olayına kerhen razı olmuştu, çünkü etrafındakiler, bihassa haricileri bunu kendisine dayatmışlardı. Savaş sona erdi, iki ordu ayrıldı. Aradan bir zaman geçtikten sonra, Hicri 37. Yılda Ramazan ayında Dümet Ül Cendel’de hakemler bir araya geldi ve müzakereye başladılar. Hakemler önce niçin toplandıklarını konuşarak karara vardılar. Bunun amacı halkın arasında birliği sağlamak ve Hilafet konusunu Kuran ve Sünnet’e göre çözmekti. Halkın arasındaki gerginliği gidermekti. Hakemler sulhün böyle devam edemeyeceğini düşünüp hem Hazreti Ali, hem de, Hazreti Muâviye'ye bey'at edilmemesi gerektiğine, Halifelik için ümmetin reyine başvurulmasının doğru olacağına karar verdiler. Bu kararlarını halka duyurmak için hazırlanan, bu günkü kongre benzeri bir platformda halkla bir araya geldiler. Amr Bin As’ın ısrarlı teklifi üzerine kürsüye önce Ebû Musa El Eşari çıktı. Allah'a hamd ve senadan sonra: -Ey insanlar! Biz ümmetin durumunu düşünüp bir formül bulmakta epey zorlandık. Hem benim, hem de Amr'in görüsü sudur: Hazreti Ali ve Hazreti Muâviye'yi hilâfetten uzaklaştırmak ve ümmetin kendisinin istediği birisini halife tayin etmelerini sağlamak gerekir. Bundan dolayı ben, hakem olarak Hazreti Ali ve Hareti Muâviyeyi hilâfet görevinden aliyorum Dedi ve kürsüden indi. Sıra Amr'a gelmişti, O da kürsüye çıktı ve şöyle konustu; -Ey insanlar şüphesiz Ebû Musa'nın söylediklerini duydunuz. O Ali'yi görevden almıştır. Ben de onun yerine Muâviye'yi Halife tayin ettim! Deyince herkes şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi. Bu karara Ebû Musa derhal itiraz ederek : -Sana ne oluyor ki anlaşmaya ihanet ediyorsun, sen facir oldun. Allah seni başarıya ulaştırmasın… Diyerek orayi terketti. Tarih tekerrür mü ediyor dersiniz. Kongre oyunlarına bakarsanız bindörtyüz sene önce de yapılmış. Yapılmış ama, hala ümmet bu acıklı olayların etkisinden kurtulamamıştır. Kapalı kapılar arkasında ne kararlar verilmişse, kongrede de aynı kararlar doğrultusunda hareket edilseydi, şimdi muhteşem kongreden sonra bu kadar büyük üzüntülere gark olmadan başımız dik yolumuza devam ederdik. Amr Bin As’ın sözlerini işitip de şaşkınlığa düşmüş insanlardan ne farkımız var? Yazık ettiler. İçerdeki kararlara uymayıp hileli yollara sapanların yakaları bilin ki bir gün elimize geçecektir. Yazık… Hile yapmak şart mıydı? Ne ibret almaz insanlarız!.. www.ekremsama.com
|