ÖTEKİ 19 MAYIS ÇOK ÜZÜCÜ

ÖTEKİ 19 MAYIS ÇOK ÜZÜCÜ

Kimi sıradan, kimi üzücü, kimi sevinçli…
Bu millet çok 19 Mayıslar yaşamıştır. En son 19 Mayıs Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçip Kurtuluş Savaşı’nı başlattığı gün. Elbette sevinç günümüz ve bayram olarak kutluyoruz.
Ama öyle bir 19 Mayıs var ki, bu günkü sevincimizin negatif simetrisi kadar üzücü bir gün. Gelin sizi Çanakkale Savaşlarında yaşanmış olan 19 Mayıs 1915 gününe götüreyim.
O günden takribi bir hafta önce Çanakkale Cephesindeki vaziyet kabaca şudur:
19 Şubat 1915 tarihinde İtilaf Devletlerinin çok güçlü bir donanmayla boğaza yaptıkları hücum başarısız olmuş, 18 Mart 1915 günü yedikleri güçlü bir tokatla mağlup olup kaçmışlar, ama pes etmemişler, 37 gün sonra da, bu sefer güçlü bir kara ordusuyla ve donanma desteğiyle, Gelibolu Yarımadası’nın  iki yerine çıkarma yapmışlardır. 25 Nisan 1915 tarihinde başlayan bu çıkarmaya Mehmetçik imanını siper ederek karşı koymuş ve düşmanı durdurmuştur.

Düşman birlikleri Arıburnu ve Kirte’de donanma desteği, silah üstünlüğü ve bitmeyen cephane ikmallerine rağmen, yaptıkları tüm saldırılarda başarısız olmuşlar, bunun üzerine derin siperler kazarak, yeni hücumlara hazırlık yapmak için fırsat kollamaktadırlar. Birliklerimiz de derin siperlere yerleşmiş, düşmanı ileri geçirmemekte, canını dişine takmış direnmektedir.  Savaş bu şekilde kilitlenip kalmışken 11 Mayıs’ta cepheyi teftişe gelen Harbiye Nazırı Enver Paşa, o maceracı karakteriyle şu emri verip geri gitmiştir:
“İstanbul’dan göndereceğim ve Anadolu yakasından bu tarafa alacağınız takviye güçlerle derhal bir süngü hücumu yapıp, Arıburnu cephesinde düşmanı denize dökeceksiniz!..”

SALDIRI PLANI HAZIRLANIYOR

Bu emir üzerine Liman von Sanders, Esat Paşa ve Mustafa Kemal Bey bir saldırı planı yaparlar. Bu plana göre göre, cephede ve ihtiyatta bulunan bütün birlikler, Arıburnu cephesinde, 19 Mayıs 1915 sabahı şafakla birlikte genel hücuma geçecekler, akşama kadar, düşman son erine kadar denize dökülmüş bulunacaktı. İşin enteresan tarafı ise, topçu kuvvetler kullanılmayacak, tüfeklerle ateş edilmeyecek, el bombaları da çantalara konulup cephe gerisine gönderilecek, sadece süngü hücumları ile düşmanın işi bitirilecekti. Top tüfek ve el bombalarının  kullanılmamasının sebebi ise, düşmanı uyurken gafil avlayarak, mukabil tedbirler almasına fırsat vermeden, ansızın saldırılacak, baskın hücumu ile tepelenecek olmasıydı.
18 Mayıs gününe kadar son hazırlıklar yapıldı. Herkesin taarruz edeceği mevkiler ve hareket tarzları belirlendi. 18 Mayıs akşamı da askerlere ertesi gün şafakla birlikte hücuma geçileceğine dair emir verildi. Taarruzun gizlice yapılmasını temin etmek maksadıyla, tüfek atışının kesinlikle yasak olduğu söylendi. Bu yasak kararı çok önemli ve hücumun püf noktası olması dolayısıyla, askerlerin tüfekleri boşalttırıldı. Mermilerin çantalara ve kütüklüklere konulması sıkı sıkıya tenbih edildi ve sağlandı. İstanbul’dan gelen takviye tümen ve Anadolu’dan geçirilen birlikler daracık ve yetersiz siperlere yığıldı. 2 km boyunda ve birkaç sıra arka arkaya dizilmiş daracık siperlerde tam 42000 asker… Metrekareye 4-5 asker düşecek sıklıkta…

DÜŞMAN HER ŞEYİ ANLAMIŞTI

Genel hücum öncesi yapılmakta olan bu hazırlıkları düşman da takip ediyordu. Komutanlarımız, tedbirsizce yaptıkları hazırlık ve asker sevkiyatıyla düşmanın uyanmasına ve bir genel hücumun yapılmasını anlamalarına sebep olmuşlardı. Gördükleri ve tespit ettikleri bu olağanüstü hazırlıklardan sonra da, büyük bir hücumun yapılacak olduğunu, tahmin ederek tedbirlerini almışlardı. Toplarını, tüfeklerini ve askerlerini gerekli yerlere konuşlandırmışlardı.  Bu şekliye ateşli silah kullanamadan hücuma geçecek olan askerlerimize tam bir tuzak kurulmuş oluyordu.
Komutanların emriyle akşamdan tabur imamları siperlere girmişler ve askerlerimize Allah yolunda cihat konusunda bilgiler vermişler, ayetler okumuşlar ve şehitliğin faziletini anlatarak maneviyatlarını yükseltmişlerdir. Sabahleyin ateşli silah kullanmadan hücuma geçeceğini öğrenen askerlerimizin bir kısmı kaza namazlarını kılar, bir kısmı vasiyetlerini yazar ve bir kısmı da Allah’a temiz olarak ulaşabilmek için çamaşırlarını yıkarlar.

ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ

19 Mayıs sabaha karşı, saat 03,30 da Türk saldırısı sessizce başlar. Yapmaları emredilen şudur:
Ayağa kalkılacak, sadece süngü takmış olarak düşman siperlerine kadar koşulacak, uyumakta olan düşman askerleri süngülenecek, sonra ileri doğru hareket devam edecek…
Besmeleyi çeken en öndeki askerlerimiz siperlerinden hep beraber fırlarlar.
Düşman makinalıları da o anda çalışmaya başlar. Makinalı tüfeklere karşı süngü hücumu nasıl sonuçlanması gerekirse aynen öyle olur. Birinci siperdekiler ileri fırlayıp, bir iki dakika içinde tamamı makinalılarla taranıp şehit edilir. Aynı anda ikinciler fırlar, onlar da şehit... Üçüncüler, dördüncüler, beşinciler, tamamı... Yaşanan adeta tam tek taraflı bir katliamdır.
Saatlerce böyle devam eder. Süngü hücumu devam ettirilmeye çalışılır. Hiç bir komutanın, bu kanlı hücumu durdurmak, hiç olmazsa silahları doldurup hücumu öyle sürdürmek, aklına bile gelmez. Kan oluk gibi akmaktadır. Feryatlar göklere çıkmaktadır.
Düşmanlar askerlerimizi sadece öldürmekle kalmazlar, alay etmeğe de başlarlar. Siperlerde kalmayı lüzumsuz görüp, ateşli silahlarının olmadığını anladıkları askerlerimizi daha rahat öldürebilmek için, ayağa kalkmışlar, çok sayıda askerimiz hücuma geçmedikçe ateş etmiyorlar, toptan ve ucuz öldürmek için bekliyorlardı.
Mehmetçiği Çanakkale içinde vuruyorlardı.
Bir avuç Türk askeri düşman siperlerine ulaşmayı başarsa da, birkaç dakikadan fazla hayatta kalamazlar, korkunç bir şekilde öldürülürler.
5.Ordu Kumandanı Alman General Liman Von Sanders, 3.Kolordu Kumandanı Esat Paşa ve 19.Tümen Kumandanı da Yarbay Mustafa Kemal’dir.

NİHAYET HÜCUM DURDURULUYOR

Bu tek taraflı katliam öğleden önceki saatlere kadar devam etmiştir.
Kolordu Kumandanı Esat Paşa saldırıyı saat 11,00 de durdurmak için Liman Von Sanders’e adeta yalvarırcasına bir mesaj gönderir. Zayiat şu anda yüzde ellilerdedir. Daha devam ettirilirse sağ kalan olmayacaktır, artık saldırıyı durdurmak gerekir diyerek… Bunun üzerine askerlerimize siperlere geri çekilmeleri emredildiğinde, yaklaşık 9000 askerimiz şehit olmuş, 5000 askerimiz de iki mevzi arasında yaralı olarak kalmıştır..
Çanakkale çok daha ağır çarpışmalara sahne olmuşsa da,  bunlardan hiç biri böylesine korkunç yoğunlukta olmamış, tek taraflı bir katliama dönüşmemiştir. Bütün o gün öğleden sonra, yaralılar şehitlerin arasında ya da altında savaş alanında yatar, her iki tarafın, siperleri de birkaç metre ötede olmasına rağmen, hiç kimse vurulma riskinden dolayı, yaralıların yardımına gidemez. Kafasını siperden çıkarmak isteyen kurşunu yemektedir. Yaralıların imdat feryatları gökleri tutmaktadır. Onlara yardım edemeyen siperdeki askerlerin ağlama ve feryatları da dayanılacak gibi değildir.
Bu da bir 19 Mayıs’tır. Ama üzücü kahredici bir 19 Mayıs…
Bu tek taraflı katliam ve kanlı olay burada bitmez. Çok daha dramatik sahneler ve çok daha üzücü neticeler yaşanmasına sebep olur.
Bu üzücü olayın sonunu diğer daha üzücü olaylarla birlikte başka bir yazımızda ele alacağız.

Ekrem Şama
www.ekremsama.com

TOP