BÖLÜM-6 GÜMÜŞ MOTOR TECRÜBESİ

GÜMÜŞ MOTOR TECRÜBESİ
Gerek Abdülaziz Bekkine Hazretleri, gerek Mehmet Zahit Kotku Hazretleri sohbetlerinde sık sık Müslümanların sanayide geri kalmışlıklarını konu edinirlerdi. Toplu iğneyi dahi dışardan alıyorken, Türkiye’de sanayi tesisleri kurmanın ve bunları yerli imkanlarla işletmenin gerekliliği vurgulanıyordu.
Erbakan Hocamız, Almanya’dan gelmiş, deneyim kazanmış, ufku da oldukça genişlemişti. Geldikten sonra da hem sohbet halkalarına devam ediyor, hem Teknik Üniversite’de ders veriyor, hem de farklı yerlerde sanayi konulu konferanslar veriyordu.
Mehmet Zahit Kotku Efendi sohbetlerde sık sık Erbakan’a hitaben şöyle diyordu:
-Siz makine hocasısınız. Almanya’yı da görüp, oradaki sanayinin durumunu yakından incelediniz. Türkiye’de sanayinin ve ziraatin gelişmesi için öncelikle motor yapılması gerekir. Sizin gibi yetişmiş, genç yaşında doçent olmuş insanlarımız varken, neden biz hala dışarıya para verelim de motor alalım? Önce motoru, sonra kamyonu, traktörü, otomobili neden biz imal etmeyelim? Neden siz bu işe öncülük etmiyorsunuz?
Böylece motor yapma fikri manevi önderlerden çıkmış oluyordu. Bu konu ciddiye alındı. Üzerinde fikirler yürütüldü. Bir motor fabrikası kurulmasına karar verildi. Erbakan’ın öncülüğünde kurulacak olan bu fabrika için bir şirket oluşturulmasına, sermayenin de öncelikle sohbet halkası müdavimlerinden toparlanmasına, kurulacak şirketin isminin de Gümüşhanevi Hazretlerinin ismine teberrüken “Gümüş” olmasına karar verildi.
Mehmet Zahit Kotku Hazretleri ilk çekirdek sermayeyi kendisi verdi. 1000 TL.
Mustafa Cevat Akşit diyor ki:
“Bunun üzerine Erbakan Hoca o yıllarda Gümüş Motor’u kurdu. Bu kuruluş sırasında benim de babamdan kalma tarlalarımı sattım, ortak oldum. 2500 liraya tarlalarımı sattım. O zaman hatırlıyorum, herkes bu kuruluş sırasında heyecandan ağlarlardı, hem de hıçkırıklarla. Çünkü yerli sanayiye öyle hasret kalınmış…”
Nevzat Kor anlatıyor:
“Erbakan Hoca da Almanya’dan döndükten sonra, zaman zaman Anadolu halkının kalkındırılması, fukaralıktan kurtarılması, köylünün çiftçinin ihtiyacı olan makinelerin temini konularından bahsetmeye başladı. Anadolu toprakları çorak, sularımız akıp gidiyor denizlere. O yeraltı sularını çıkaracak aletler yok. Önce bir pompa ve motor fabrikası kurmamız lazım ki, Anadolu halkını bu fukaralıktan kurtaralım. Sonra kurduğumuz bu pompa fabrikasını ve mamüllerini diğer İslam ülkelerine de satarız. Diğer Müslümanların da kalkınmasında yardımcı oluruz, derdi. Bu şekilde bizlerle hep sohbetler ederdi. Ve nihayet işte 1957 de bu Gümüş Motor fabrikasını kurdu.”
Recai Kutan da aynı şeyleri söylüyor:
 “Ben Malatya’da idim. Bir gün bana bir mektup geldi. Erbakan Hoca’dan. Diyordu ki:
-Hocamızın da telkinleriyle biz bir motor fabrikası kurmaya karar verdik. Gümüş Motor diye bir şirket kuruyoruz. Fazla bir birikiminizin olduğunu zannetmiyorum. Ama mütevazi de olsa birikimlerinizle bu şirkete ortak olmanızı rica ediyorum…
O zaman benim beş bin liralık bir birikimim vardı ve beş bin lirayla ortak oldum. Bu güne kadar da o hisseyi çekmedim, teberrüken orada kalsın diye”
Fehim Adak anlatıyor:
“Ben Diyarbakır DSİ Müdürlüğü’nde mühendistim.
Erbakan Hoca Gümüş Motor fabrikasını kurmuş ve üretime başlamıştı. Üretim zamanı Hoca defalarca bizi hem çağırdı, hem kendi ziyarete geldi. İlk ürettiği motoru bana verdi. Kendisi öyle söylemişti. O zaman Dicle’de pompajla karpuz sulaması yapılıyordu. Böylece ilk motorun sahibi olma özelliğimiz de vardır.”  
Motorun yanısıra derin kuyu tulumbaları da imal edilmeye başlanmıştı. Bu tulumbalar sulama yapmak zorunda kalan çifçiye uygun fiyatlarla intikal ettiriliyor, ziraatçiliğe büyük bir hizmet sunulmuş oluyordu.
Gümüş Motor firmasının başına gelenler, Erbakan’ın çabaları, yüzde yüz yerli olarak üretilen motorların kalitesi, zamanın hükümetinin fabrikaya sahip çıkıp destek verip vermemesi, ithalatçıların neler yaptığı, ithal motorların fiyatlarındaki anormal indirimler…
Bütün bunlar bu kitabın konusu değildir. Biz sadece Motor yapma fikrinin manevi önderlerden ve sohbet halkasındaki samimi insanlardan çıktığını ve isminin de bu dergahın isminden kaynaklandığını hatırlatmak için bu bilgileri aktardık. Bu konu ile ilgili hatıralarını anlatmış olanların söyledikleri aşağı yukarı bir fikir verecektir.
Ancak, sohbet halkasında bu kuruluş konuşulurken, heyecandan ağlayan ve galeyana gelip sermaye koyan birçok kişinin, sonraki safhalardaki davranışları, Müslümanların büyük zafiyetlerini ortaya koymaktadır.
Mustafa Cevat Akşit’in açıklamaları bunun ipuçlarını vermektedir:
“Zamanın Başbakan’ı Menderes Rahmetli gelmiş, ben yoktum ben tabi okula gidiyorum, bu tesislerin kıymetini anlamış. Milli motor yapıldığını görünce sevinçten ağlamış.
-Allah, Allah! Demek böyle yerli motor imal edebilen insanımız ve tesislerimiz de varmış!
Diye memnuniyetini belirtmiş.
Gümüş Motor, çoğu Yahudi olan bir takım ithalatçı sermayedarların oyunları ile batırıldı. Menderes bile bir şey yapamadı. İşte o iflas sırasında, o ağlayan Müslüman zenginler, Erbakan’a neler söylediler, neler! Ağza alınmaz laflar, hain, sahtekar, falan diye. Müslümanların bu halini unutmuyorum hiç. Halbuki Erbakan Hoca elinden geleni yapıyordu kurtarabilmek için.”
Recai Kutan da bu konuda şunları söylüyor:
 “Gümüş Motor firması bir takım Yahudi sermayedarların ayak oyunları ile batırılma aşamasına geldi. Bir de zannediyorum rahmetli Erbakan Hoca’nın şu tip sıkıntıları oldu. Buraya sermaye koyan Müslüman tacirler… Bunlar ticaret adamı, yani öyle uzun vadeli çalışma sonunda para kazanma, onların işine gelmez. Onlar öyle şeye alışkın değiller. Çoğunun dava derdi diye bir yok. Dava derdi de olsa, alışkanlığı şu; Sultanhamam’da alıyor, iki ay vadeli satıyor, kazanıyor. Halbuki bu Gümüş Motor dediğimiz yatırımda, karşılığını yıllarca alamıyorsun. Buna sabredemezler. İflas olayında bunun da etkisi olmuştur.”
Burada bir görüşü dile getirmek zorundayız:
Gümüş Motor’un imalata başladığı yıllarda Süleyman Demirel de Devlet Su İşleri Genel Müdürü’dür. İmalat konusu motor olunca su işleri ile yakından ilgili olması gerekir. Nitekim Gümüş Motor’un ürettiği motorlar konusunda Erbakan ile Demirel yakın ilişki içinde olmuşlardır.
1960 ihtilalinden sonra siyasete atılan Demirel, kota ve döviz tahsisi konularında Erbakan Hocamız ile yoğun temas içine girmek zorunda kaldılar. Kısa sürede bu ilişki rekabete dönecektir. İthalat ve döviz tahsisleri konularında Demirel’in Gümüş Motor’un aleyhine hareket ettiği de bilinen bir gerçektir. Buradan hareketle dillendirilen bu görüşe göre, Demirel şayet Erbakan ile rekabete gireceğine, yerli sanayi olan bu müesseseyi destekleseydi, Türkiye’nin durumu bambaşka olabilirdi. O zaman bu imalat gelişir, araba, kamyon, traktör yapımı ve sonra da, daha üst seviyedeki imalatlar yerli olarak yapılabilirdi. Bu duruma göre Erbakan üniversitede ve sanayi dalında hizmet vermeyi tercih eder, siyasi hayata atılma ihtiyacı duymazdı. Demirel kendi açısından global sermayenin Türkiye’ye biçtiği role razı olarak, Erbakan ile karşı karşıya geldi. Ve Erbakan da mecburen siyasete soyundu. Bu durum ülke açısından iyi mi oldu, kötü mü? Elbet böyle bir tahlile girmeye gerek yoktur, çünkü kaderi İlahi bu yönde tecelli etmiştir.
Hasan Aksay anlatıyor:
“1958 veya 1959 yılı idi. Adana’da bir tüccar tanıdığımız vardı, temiz bir insan. Bir gün bize Gümüş Motor diye bir firmanın kurulduğunu, kurucunun Necmettin Erbakan diye birisi olduğunu, Müslümanların bir teşebbüsü olduğunu anlattı. Bu firmaya iştirak için para toplama ve hisse satınalma çalışması yapıyordu. Ben de olayla ilgilendim ve İstanbul’a bu firmayı ve kurucusu Necmettin Erbakan’ı tanımak ve incelemek için geldim.
Böylece Erbakan Hoca ile tanışmış olduk. Bana Gümüş Motor tesislerini gezerek gösterdi. Üretim yapılıyordu.”
Nevzat Kor anlatıyor:
“1960 yılında Hacc’a gitmek nasip oldu. Devlet memuru olduğumuz için kaçak yoldan gitmek zorundayız. Yoksa memuriyetten bile atarlar! İstanbul’dan Beyrut’a turistik seyahat vizesi ile gidiyoruz, oradan Cidde üzerinden. Önce Medine’ye gidiyoruz. 27 Mayıs günü öğleden sonra bir araptan öğrendik ki Türkiye’de ihtilal olmuş.
O günlerde Erbakan Hoca Gümüş Motor fabrikasında üretim yapıp, pazarlama için faaliyetteydi. Biz de Erbakan Hoca ile yakın temas içindeydik. Beraberce Hacc’a gitmeye karar vermiştik. Önden biz gidecektik, sonra da onlar gelecekti. Erbakan Hoca ve arkadaşları da aynı yoldan gelecekler ve beraberce Haccımızı yapacaktık. Sonradan öğrendik ki, Beyrut’a kadar gelmişler. Beyrut’ta bizim Büyükelçilik’ten birisi demiş ki:
-Türkiye’de ihtilal oldu. Siz buradan Hacc’a gitmeyi planlamışsınız. Sizin iyiliğiniz için söylüyorum. Hepiniz geri dönün. Çünkü Hacc’a giderseniz, dönüşte hepinizi tutuklayacaklar.
Bunun üzerine Erbakan Hoca ve arkadaşları geri dönmüşler. Hacc yapamadılar.” 
Yine Nevzat Kor’u dinleyelim:
“Bizim İslami bilgimizin artmasında, şuurlaşmamızda, Anadolu halkının kalkınma projelerinin ortaya çıkarılmasında, bizi o konularda ısındırmada Erbakan Hocamızın çok büyük emekleri geçti. Allah rahmet eylesin. Türkiye ekonomisinin güçlendirilmesi, sanayileşme vs. konularında hep büyük emekleri oldu. Mesela 1960 ihtilalı sırasında sık sık basın toplantısı yapıyordu. Türkiye’nin sanayileşmesi, motor imali, araba imali konusunda. Bir defasında tabi biz ilk defa basın toplantısı göreceğiz. O konferansta Türkiye’de otomobil imali nasıl olabilir, konusunu işledi. Orada üst düzey bir asker de vardı. Çok dikkatle dinledi. Sonra Hoca’yı Ankara’ya davet ettiler. O zamanki Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel idi. Bizzat kendisi Erbakan Hoca’yı dinlemiş ve:
-Hemen seni Sanayi Bakanı yapalım, bu işleri gerçekleştir!
Demiş ve emir vermiş, işlemleri hemen tamamlayın, diye. Bunu duyan Milli Birlik Komitesi’ndeki masonik zümre, derhal devreye girip, Paşa’yı bundan vazgeçirdiler, o gericidir, şudur, budur, diye. Yani o zamanki hâkim zümrenin, bu memlekette Türkiye halkının kalkınması gibi bir meseleleri yok. Türkiye halkı cahil kalsın, biz onları sömürelim. Yeter ki Müslümanlık bu ülkeye bir daha gelmesin! Onların bütün işi, gücü, Müslümanlık’tan Türk halkını uzaklaştırmak, ayırmak idi.
Şimdi Gümüş Motor fabrikası için1956-1957 yıllarında şirket kuruldu. İstanbul’un kalburüstü adamları, yani biraz para sahiplerinden her biri 250’şer bin lira olmak üzere toplam 6 milyon lira birikmiş. Benim de memur olduğum için ay ay taksitle, en sonunda on bin liram birikmiş. Onu yatırdım. Daha sonra ben Almanya’ya giderken o paraya ihtiyacım oldu. Geri istedim, bana 7 bin lira olarak iade ettiler.
Bir takım olaylar oldu. Erbakan Hoca işin başındaydı. 6 milyon lira para yetmedi, sadece fabrikayı kurdu. Fabrikayı işletip malları piyasaya sürmek için onun iki katı para lazım, yani 12 milyon lira daha. Toplam 18 milyon liraya çıkması gerekir. O para temin edilemedi. Zaten ithalatcılar pusuda bekliyorlardı. Sermaye de yetersiz olduğundan dolayı fabrika el değiştirdi, sonra bir takım olumsuzluklar yaşandı.”
Gümüş Motor’un başına gelenler bellidir. Böyle tamamen hassas Müslümanlar’ın öncülüğünde kurulup, o günün şartlarına göre muazzam bir atılımı gerçekleştiren bu tesisler maalesef, yurt içi ve yurt dışındaki masonik zihniyetli sermayedarların gayretleri ile batırılmış ve başka ellere geçmiştir. Günümüzde ise kapatıldığını basından okuduk.

TOP