BÖLÜM-9 BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLLİĞİ DÖNEMİ

BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLLİĞİ DÖNEMİ
 
Erbakan Hocamız arkadaşları ile parti kurmaya karar verip, bunun yaklaşan seçimlerden önce gerçekleşmesi fiilen zora girince, Konya’dan bağımsız milletvekili adaylığı için başvurmuş olduğunu kitabımızın önceki bölümlerinde anlattık.
Konya çalışmaları başladığında ise, oraya karargah kurup manevi ağırlığı olan insanlarla beraber besmeleyi çekmiş olduğunu görüyoruz. Bu çıkışını görmüş olan ve Erbakan Hocamızı o zaman tanımış bulunan Ömer Kızıltan o günleri: 
“1969 Genel Seçimleri 14 Ekim 1969 da yapılacaktı. Odalar Birliği Genel Başkanlığı’ndan polis zoru ile alınan Erbakan Hocamız Konya’ya gelmişti. Onu getirenler de Tayyar Çoktosun ve Halis Bağrıaçık isimli iki kişi idi.
Konya, Selçuk İlçesi, Hastane Caddesi, Kızıltan Apartmanının teras katında, yani bizim evimizin üst katında bir toplantı yapıldı. Toplantıda Adil Küçük, İmam Hatip Okulu Talebe Derneği Başkanı ve Harun Aytaç, Yüksek İslam Enstitüsü Talebe Derneği Başkanı da vardı. Eğitimci bir çok kişi de katıldı. Erbakan Hocamız, Türkiye’de Sanayi ve ticaretin Yahudi ve Ermenilerin elinde olduğunu ifade ederek siyasete bundan dolayı atılmak zorunda olduğunu ve iktidar olunması gerektiğini anlattı. O gece ileride iktidar olmak üzere Erbakan Hocamızın bağımsız milletvekili adayı olmasına karar verildi. Karargah merkezi olarak bizim evin teras katı kullanıldı.
Erbakan Hocam ismini halka duyurmak için İslam ve İlim konulu bir konferans verdi. Bu konferans müthiş bir etki yaptı. Tam 4 saat konuştu.
İlk işimiz Alaattin çevresine afiş asacağız. Sorduk
-Hocam ne yazacağız afişe?
Cevap:
-Hakk geldi, Batıl zail oldu.
Allah Allah, ya ben İmam Hatip’te son sınıfta talebeyim, içimizde İslam Enstitüsü’nde okuyanlar var. Bunun Kuran’da ayet olduğunu biliyoruz da bunu böyle Alaattin çevresine yazalım, veya Müslümanlar bundan örnek alsın diye hiç kimsenin hatırına gelmedi. İlk defa Hocam istedi bunu.
 Şurası çok enteresan, Hocam Konya’da 42 bin sandık müşahidi bulunmasını ve bunlara kart dağıtılmasını istedi. Neticede Hocam 42 bin oy almıştı. Bazı köylerde arkadaşlarımız dövüldü, bazı köylerden kovulduk ama Hocamız üç milletvekili çıkaracak kadar oy almayı başardı.”
Lütfi Yalman anlatıyor:
 “Milli Görüş hareketinin başladığı 1969'da, Karaman İmam Hatip Lisesi'nde talebe idim. O zamandan beri Hocamızı tanırız. Hocamızı tanımamızda en büyük pay, köyümüzdeki medreselerde yetişmiş büyüklerimizden, dedelerimden öğrenmiş olduklarımızdır. Hocamız bağımsız milletvekili adayı olduğunda, köylerimize Hocamızın seçim afişleri gelmişti. Ben 14 yaşlarındayken Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın afişlerini duvarlara asmıştım. Daha sonra Karaman'da Hocamızın bir mitinginde tesadüfen bulundum. İlk defa Hocamı orada gördüm. Hocamız lacivert takım elbiseli, yakışıklı, uzun boylu olması ile dikkat çekerdi. Hocamı ilk defa orada tanıdım. Sonra Konya Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisiyken, Milli Selamet Partisi'nin Gençlik Kollarının oluşturulmasından itibaren bu hareketin içinde bulundum. Bu Hocamla tanışmanın birinci boyutu, ikinci boyutu ise; rahmetlik dedem 1969 yılında Hocamız için:
-Bu adam imanlı bir adam. Buna sahip çıkmak lazım, ülkemizi kurtaracak bir insana benziyor!
Sözleri beni çok etkilemişti. Dolayısıyla bu etkiyle birlikte Hocamızın manevi dünyasına hem daha önce, hem de fiilen milletvekilliği dönemimde şahit oldum.
Hocamız çok büyük bir lider olduğu için, yanındaki tüm insanlarla özel anıları muhakkak olmuştur. Benim de Hocamla çok fazla anılarım oldu. Mesela bir ikisini söyleyeyim. Bir gün Hocamız:
-Bana bak Lütfi, biz Konya'yı bilmezdik Konya da bizi bilmezdi. Büyüklerimiz bizi çağırdılar, dediler ki bu hareketin siyasi sorumlusu sensin, ve Konya'da başlatacaksın, diyerek vazife verdiler. Yanımıza da Mustafa Albayımızı manevi görevli olarak verdiler.
Demişti. Hocamız ile Mustafa Albayımız bir yere miting veya sohbete gittiğinde, Hocamıza burada, şu zatın kabri bulunuyor, onu ziyaret edelim, burada şu insan var, çok gönül ehlidir, uğrayalım diyerek manevi huzurun sürekli çok olmasını sağlardı. Ben de Albayım, Türkiye'nin manevi haritasını çıkaralım, nerede hangi zat var bunu belirleyelim de arkadaşlarımız ziyaretlerde bulunsun, demiştim. Mustafa Albayımız da çalışma yapmaya başlamıştı.
Mustafa Albayımızın vefatından sonra, Erbakan Hocamız bana bu çalışmanın ne durumda olduğunu sorarak sonucunu istemişti. Mustafa Albayımızın mahdumu Bayhan Önal Bey’le görüştüm. Bayhan Bey çalışmanın sonucunun kendinde olmadığını söyledi. Hocamız üzülmüştü, keşke olsaydı diye. Yani burada anlatmak istediğim durum, Hocamızın, siyasi hareketinin boş yere olmadığıdır. Ayrıca bu önemli siyasi hareketin Konya'dan başlamasının da birçok önemli yönü bulunmaktadır. Bunu iyi anlamak gerek. Hocamız siyaseti bir makam veya şöhret için yapmamıştır. Böyle bir amacı olsa, çok iyi şekilde yapardı. Hocamız Konya'dan yola çıkınca, birçok insan:
-Bu adam kim, Konyalı değil, niye buradan böyle bir harekete başlıyor?
Diye sorular sormuşlardı. Ancak Hocamız ulemanın, büyük zatların teveccühünü de alınca, Konya'dan 4 milletvekilinin seçilebileceği kadar oy alarak seçildi. Hatırladığım kadarıyla oyların dörtte biri iptal edildi. Yani Hocamız üç milletvekilinin seçilebileceği oyla bağımsız milletvekili oldu.”
Ahmet Baba bu konuyu şöyle anlattı:
“1985 yılında Konya’da askerlik görevimi yaparken tanıştığım Turan Güzelceoğlu bana şunları anlattı:
Kendisi 1969 yılında Konya’da terzilik yapıyormuş. Milletvekili seçimlerinden 3-4 ay önce terzihanesinde, 3-4 arkadaşıyla oturuyormuş. 70-75 yaşlarında gibi gözüken, sarıklı, cübbeli biri içeri girmiş. Nurani yüzlü bu adam selam vermiş ve:
-Erbakan isimli biri Konya’dan milletvekili adayı olacak, bu şahsı arayıp bulup sahip çıkın.
Demiş. Sonra konuyu biraz izah etmiş. Turan Güzelceoğlu bu durumdan rahatsız olmuş. Çünkü o Cumhuriyet Halk Partisi’nin kayıtlı, faal bir üyesi ve görevlisi imiş. Yaşam tarzı da CHP zihniyetine uygunmuş. Şahıs sözlerini bitirmiş ve dışarı çıkıp gitmiş. Turan Bey bu adama bişey ikram etmedik, diye düşünerek hemen peşinden dışarı çıkmış. Ama uzaklaşacak kadar zaman olmadığı halde onu görememiş bulamamış!
Akşam yattıktan sonra rüyasında yine o gelen şahsı görmüş. O şahıs kendisine demiş ki:
-Beni neden arıyorsunuz. Arayacağınız kişi Erbakan’dır. Onu bulup yardım edin!
Turan Bey 1969 genel seçimlerinde CHP den sandık görevlisi olarak bulunurken, kendi partisine oy vermek için oy pusulasını eline almış. Ama bir türlü oy verememiş. Gözünün önüne hep o adam geliyormuş. O da tutmuş herkesin gözü önünde oyunu bağımsız Erbakan’a vermiş. Bunu gören CHP yöneticileri kendisini ihraç etmiş.
Turan Bey o gün dükkanına 4 kişinin huzurunda gelen o sarıklı ve nurani yüzlü kişinin Hızır A.S olduğuna inanıyor.
Bu hatırasını anlattığında, 4 kişiden 2sinin hala hayatta olduğunu da ilave ediyor.”
Nevzat Laleli anlatıyor:
“1969 yılında biz Ankara’da üniversite öğrencisi idik. Bağımsızlar hareketi için çalıştık. Ben aynı zamanda gazete muhabiri idim. Ankara adayımız da Osman Kirişçioğlu diye bir elektrikçi arkadaşımız idi. Hatırladığım kadarıyla Rifat Boynukalın, Fehim Adak isimleri de bağımsız adayların içinde idi. Erbakan Hocamız Konya’dan adaydı.
Gazetede olduğum için ben 1969 bağımsızların seçim haberlerini  TRT radyosundan takip ettim ve gazeteme haber gönderdim. Çok enteresan, bütün TRT muhabirleri başka seçim sonuçları ile ilgilenmiyorlar, sadece Erbakan Hocamızın seçim sonuçlarına odaklanmışlardı. Sonunda 3 milletvekilliğine yetecek kadar oy ile seçildi.”
Mustafa Bilgin anlatıyor:
-Ben1968 kuşağındanım. Deniz Gezmişlerle, Yusuf Aslanlarla, Abdullah Öcalanlarla el sıkışan biriyim.
Erbakan Hocamızla ilk tanışmamız üniversite dönemimde oldu. 1969 yılında Sağcı Süleyman Demirel’i bölmeye çalışan ve Konya’dan bir kişinin aday olarak ortaya çıkmasının, sağcı Adalet Partisi’nin, Süleyman Demirel’in işlerini aksatacağı, bu sürecin CHP’ye yarayacağını düşünüyorduk. Bu bölücü kişiye haddini bildirmek üzere, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde görüşmek için randevu aldık. Erbakan Hoca bize randevuyu verdi. Biz büyük bir azim ve nefretle, kendisini dinlemeye gittik. İlk tanışmamız orada oldu. Orada kendisi bize bir saatlik bir konuşma yaptı. Bizim hiç duymadığımız kelimeleri, cümleleri sıralamaya başladı. Siyonist’i anlattı, sömürüyü anlattı, arzı mev’udu anlattı. Sonra gizli dünya devletini anlattı. Anlattı, anlattı, anlattı…
Sonra her Müslüman ülkenin başında bir Demirel oturuyor, bu Demirel vasıtasıyla da Amerika ve Siyonist İsrail emellerini dünya yüzünde sürdürüyor, diyordu. Bunun üzerine biz şöyle demek zorunda kaldık:
-Hocam bir değişik bir niyetle gelmiştik buraya. Biz sizi yanlış anlamışız. Değişik bir niyet için gelmiştik, ama hakkınızı helal ediniz.
Diyerek elini öptük. Bize dedi ki:
-Bu ülke sizden çok şeyler bekliyor, uyanık olmanız gerekli. Siyonist’in, İsrail’in, Amerika’nın, dış güçlerin, Hıristiyan dünyasının oyununa gelinmemesi gerekli. Düşüncelerinizi bu şekilde yönlendirin, çalışmalarınızı da gelecek hayatınızı da bu gaye için sürdürün.
İlk tanışmamız böyle oldu.”
Fehim Adak anlatıyor:
“1969 yılında Necmettin Erbakan, Konya’dan bağımsız adaylık için müracaat etti. Sayısını 15 olarak hatırlıyorum, kendi tanıdığı bazı kişilere de:
-Sen de falan yerden bağımsız aday ol!
Diye ricalarda bulundu. Onlardan biri de benim. Bana:
-Mardin’den adaylığını koyacaksın!
Dedi. Ben:
-Hocam ben bu işte yokum, ben ne siyaset bilirim, ne hiç öyle bir şeyin içine girmişim, yani kusura bakmayın!
Diye cevapladıysam da:
-Hayır, gireceksin, bana da neticeyi bildireceksin!
Diye ısrar etti. Biz kaçtık, hatta Siirt’e gittim, orada Tillo’da iki gün yattım. Belki Hoca peşimizi bırakır diye. Baktık harıl, harıl arıyor.  Biz de Hocayı kırmayalım, diye kafamdan şöyle bir şey tasarladım. Müracaat ederim, onun gönlünü yaparım, sonra da istifa ederim, diye düşündüm. O zaman rahmetlik babam ile annem İstanbul’da idiler. Ben de haber vermeden İstanbul’a gittim. Babama anlatım, annem de orada oturuyordu. Dedim ki:
-Benim siyasetle her hangi bir yakın uzak ilişkim yok, bilmem de. Yalnız kıramayacağım Necmettin Bey ısrar ediyor, siz de müsaade ederseniz gireyim çalışayım!
İkisi de tepki gösterdiler. Babam dedi:
-Oğlum senin neyine gerek, yani ne yapacaksın siyasete girip te?
Annem atıldı:
-Ben sütümü helal etmem!
Sonra babam sordu:
-Ne için giriyorsun oğlum? Necmettin Bey dediğin kişinin özelliği ne?
Ben dedim ki:
-Baba bu Müslüman adamdır, yani Müslümanlığa yardımcı olmaya gayret ediyor. Biz de onu öyle müşahede ediyoruz, başından beri. Yani yalnız bırakmak güzel olmaz, bizim bir gücümüz de yok ama, şeklen destek vermiş olacağız.
Babam sordu:
-Yani Müslümanlık için mi oğlum?
-Evet baba!
Dedim. Babam, Allah rahmet etsin, şöyle dedi:
-Benim 10 çocuğum var, bir zarar da görecekse bile Müslümanlık için bir tanesini vereceğiz!
Sonra anneme döndü:
-Sen de karışma hanım!
Annem de:
-Peki sen nasıl istiyorsan!
Dedi. Böylece onların iznini almış olduk. Biz de Mardin’den bağımsız aday olarak girdik. Erbakan Hoca bizi böylece siyasetin içine çekti. Allah ondan razı olsun. Ama o adayların içinde yalnız kendisi seçildi. Hem de çok büyük miktarda oy alarak.  Biz, 1300 reyle kaybetmiş olduk, zaten sandıkların başına bile gidecek adamımız yoktu. Kimi bulacaksın yani, paramız yoktu, arabamız yoktu.”
Veysi İrdam anlatıyor:
“1969 yılı idi. Benim Mardin’de radyo tamir dükkanım vardı. O çalışma süresinde bir bağımsızlık hadisesi vardı. Erbakan Hocam Konya’dan bağımsız aday olmuştu. Onun bir arkadaşı olan Fehim Adak da Mardin’den bağımsız milletvekili adayı idi. Ben kendisine yardımcı olmak için çalışmalara katıldım. Bundan dolayı tehdit edilmeye başlandım ve Ankara’ya taşındım. Ankara’da dükkan açtım.
1970 yılı idi. Bir gün inşaat halindeki Kocatepe Camii’nin namaz kılınacak bölümüne gittim, ikindi namazı kılmak için. Birisi bana yanında yer gösterdi. Oturdum, yüzüne bakınca, Rabbıma kurban olayım, onun alnından bir ışık geldi benim kalbime. Yani ışığı nasıl görüyorum, yani onun alnında sanki bir ok gibi, lazer ışığı gibi, benim kalbimi böyle sıvamaya başladı, yani hissediyorum kendimde. Namaz bitince birine sordum bu adam kim diye:
 -Bu adam Necmettin Erbakan, Profesör. Çok temiz adamdır parti kuruyor. Diye cevap verdi.
Dışarıda musafaha ettik ve kendisi arabasına bindi, üç kişiydiler, ben de hiç aklımda bile yokken onun arabasına bindim. Bir yere gittik, orada İslam’ı anlattı. Saatlerce. Ben ona hayran kaldım. Tanıştık ve ben müsaade isteyerek oradan çıktım, akşam vakti idi, dükkana döndüm. O yolun nasıl geçtiğine hayret ederim. Ondan ayrıldığım saatte aynı anda kendimi adeta dükkanın önüne gelmiş hissettim.”
Abdülkadir Özkan anlatıyor:
“1969 yılı Bağımsızlar Hareketi sırasında  Ankara’da idim. Rahmetli Osman Kirişoğlu Ankara’da bağımsız aday oldu. İşin boyutunu da bilmiyordum. Milli Nizam ve Milli Selamet hareketlerinin altyapısı olduğunu da bilmiyordum. Kendisine sempatim olduğundan oy verdim. Ama ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumu çok sonradan anladım.”
Mustafa Algül anlatıyor:
“Biz Konya Bozkırlıyız. Benim köyde bir ninem vardı, 1969 yılında. O zaman 90 yaşlarında falan vardı, gözleri görmezdi. Amcam da sağdı.
Erbakan Hoca bağımsız adaylığı döneminde bizim köye gelmiş. Ben İstanbul’daydım. Amcamın ismi İbrahim’di. İkisi de halim selim namazlarını kılan insanlardı. O gün İbrahim amcam bir ara dışarı çıkmış, sonra tekrar eve geldiğinde ninem sormuş:
 -Oğlum İbrahim, bugün bizim köye bir evliya girdi. Acaba yabancı kim geldi?
Demiş. İbrahim amcam da:
-Aman anne! Erbakan diye bir siyasetçi geldi, konuştu konuştu gitti! Ne evliyası? Erbakan siyasetçi birisi. Siyasetçiden hiç evliya olur mu?
 Demiş. Ninem tekrar:
-Ya oğlum, evliya o adam ya!
Diye ısrar etmiş.
Sonra Ninem de vefat etti ama, onun ne kadar kalp gözü açık olduğunu sonradan anlamış olduk”
Arif Ersoy anlatıyor:
“1968 yılında Konya Yüksek İslam Enstitüsü’nde yüksek tahsile başladım. Ben Konya’da öğrenci iken, Muhterem Hocamız Necmettin Erbakan 1969 yılında oraya geldi. Bu onunla ilk karşılaşmamız oldu. Yani bağımsız aday iken. O zamanki onunla ilgili anılarımı hiç unutmuyorum.
Arkadaşlar karşıladılar, sayısını tam bilmiyorum ama, o kadar da çok sayıda değil. Ankara’dan gelen birkaç araba vardı ve karşılayan bizler. O ortamda birisi bağırdı:
-Erbakan Başbakan! Erbakan Başbakan!..
Diye. Daha sonra o kişiyi çok aradık ama bulamadık. Türkiye’nin o günkü şartlarını düşünürsek, bu slogan gerçeklerden o kadar uzak kalıyordu ki. Ama daha sonra olanlara bakarsak enteresan bir durum olduğunu anlarız. Bulamadık o sloganı atanı. Tabi ses kaydı falan yoktu. Sadece fotoğraflar var ama tespit edemedik.
O seçimlerde çalışma yapmak için Erbakan Hoca ile beraber olduk. Bir defasında Ermenek’e gittik. Bizden önce oranın belediye başkanı bütün kahvelere, Erbakan Hoca’yı konuşturtmamak için baskı yapmış. Kahvehaneniz zarar görür, millet Erbakan’ı taşlamak için hücum eder, diye.  Zar zor bir kahvehaneyi tuttuk. Ama muhtemel zararlarını karşılamak için açık çek vererek.
Ses cihazını kurduk, hoparlörün birini pencereden dışarı döndürdük. İlan ettiğimiz saat geldiğinde kahvehanedekiler topluca dışarı çıkıp uzaklaştılar. Kimse kalmadı. Erbakan Hoca geldi. Bomboş salona, ağzına kadar insan dolu imiş gibi, heyecanla konuşmasına başladı. Bu konuşmaların etkisi ile bir süre sonra kahveye bir kişi geldi, öne oturdu. Sonra diğerleri grup grup geldiler, kahve doldu taştı. Konuşma bitip geri döneceğimiz zaman Ermenekliler:
-Kesinlikle sizi bırakmayız, bu gece misafir etmek istiyoruz!
Diye yolu kestiler. Ama biz öğrenci olduğumuz için dönmek zorundaydık. Geri dönüş yolunda diğer öğrenci arkadaşlarla heyecanlı bir şekilde bu olayı değerlendiriyoruz. Erbakan Hoca’ya bu yolda nasıl yardım edebiliriz diye kendi aramızda konuşurken, Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirmek gerekir ki, yardımcı olunabilsin, fikri dile getirildi. İşte ben orada kendi kendime Siyasal’a gitmeye karar verdim. Sonra gerçekten Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne gidip bitirmek nasip oldu. Sebebi işte bu olaydır. Siyasal Bilgiler’de ise birkaç arkadaşımızla beraber, Adil Düzen sistemi üzerinde çalışmalara başladık.”
Mustafa Kamalak anlatıyor:
“Ben Erbakan Hocamızı 1969 yılında Bağımsızılar Hareketi’ni başlattığı zaman, Kahramanmaraş’a geldiğinde tanıdım. O zaman ben Kahramanmaraş İmam Hatip Okulu’nda öğrenci idim. Hocamızı karşılayan gençler arasındaydım. Ondan sonra Hocamızı sürekli takip ettim. Ankara’da üniversite öğrencisi iken de sık sık kendisi ile görüşme ve yakından tanıma fırsatım oldu.”
Beşir Darçın anlatıyor:
“1969 yılında Konya’dan bağımsız adaylığını koydu. Başka illerden de bağımsız adaylar koyuldu. Bunların tespiti sırasında tüm illerdeki kanaat önderleri, İslam alimleri, şeyh, meşayih ile telefon görüşmesi yapıyordu. Şöyle dediğini hatırlıyorum:
-Emir yüksek yerden, ya aday ol, ya da aday bul.
Hocamın teşvik gayret ve telkinleriyle birçok ilde bağımsız adaylarla seçimlere girildi. Konya’dan Hocam 3 milletvekili seçecek miktarda oyla bağımsız milletvekili seçildi. Ankara’nın Esat mevkiindeki evinden alarak, parlamentoya aynı otomobille gittik.
Yemin merasiminde Meclis dinleyiciler bölümünden Hocama yapılan tezahürat, partileri ve milletvekillerini hayrete düşürmüştü.”
 

TOP