BÜYÜK İSTANBUL CİNAYETİ

Yüreğiniz hop etti değil mi?
Hayır hayır, bu terör eşkiyasının işlediği bir cinayet değil.
Yönetimin İstanbul’a karşı işlediği cinayeti yazacağız.
Nasıl cinayet saymayalım ki, İstanbul’un nüfusu 2000 yılından beri neredeyse 2 kat arttı.
2000 yılında İstanbul 11 milyon nüfusa sahip iken, Türkiye’nin genel nufusu 68 milyon civarında idi. Yani yaklaşık genel nüfusun altıda biri İstanbul’da yaşıyordu.
16 yıl içinde, yani 2016 yılına geldiğimizde nüfusumuz 81 milyondur. İstanbul’un nüfusu ise en iyimser tahmin ile 19-20 milyondur. Daha fazla olduğunu iddia edenler de var. Bu demektir ki İstanbul nüfusu Türkiye nüfusnun dörtte birine yükselmiştir. Başka bir açıdan bakıldığında 16 yıl içinde Türkiye nüfusunun artan kısmının tamamına yakını İstanbul’dadır. Nüfus alan bir kaç şehrimizi de hesaba kattığımızda Anadolu’nun nüfus olarak nereye gerilediği ortaya çıkar.
Şehircilik Bakanı Sayın Özhaseki’nin TBMM’deki açıklamalarına bakarsak, yakında İstanbul 30 milyon nüfusa baliğ olacaktır.  Bu da demektir ki, kısa süre sonra Türkiye’de yaşayan 3 kişiden biri İstanbullu olacak.
İşte cinayet dediğimiz bu!
Diğer büyük şehirlerimizin de devamlı göç aldığını düşündüğümüzde, Anadolu daha da tenhalaşacak, adeta in cin top oynayacak demektir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın geçenlerde “biz İstanbul’a büyük kötülükler yaptık” demesi boşuna değildi. Kendilerinin parmak işareti ile bir çok yerin imar durumunu değiştirdiğini duymayan kalmamıştır.
İstanbul’da bu kadar nüfusa hizmet yetişmez! 
Ev yetişmez!
İş yetişmez! 
Aş yetişmez! 
Bunlar bir tarafa iş ve aş sağlayamadığınız bu kadar nüfusun asayiş hizmetlerini bile karşılamak ne kadar zordur. Bu kadar nüfusa yetecek kadar yatırım yapsanız, bu yatırımlar daha çok nüfusu çekecek, daha çok nüfus ise yeni yatırımları gerektirecek. 
Bu sarmalın sonu nereye varır?
Geçenlerde yüksek bir binanın terasına çıktık ve akşam vakti yollara baktık. Tam bir felaket, tam bir çıkmaz. Yollar tıkandıkça genişletilmiş, kıyılardaki yeşil alanlar bile yollara ilave edilmiş. Hele bir caddeye baktık, dudaklarımız uçukladı. Yan yollarla beraber gidişli gelişli 12 şeride çıkarılmış bir cadde. Gözünüzün görebildiği yere kadar çift taraflı tıkalı. Binlerce araç hareket etmeyi bekliyor. Büyük bir araba fabrikasının önünde sevkedilmeyi bekleyen binlerce araca benziyor.
Çözüm için daha geniş yollar mı yapmalı?
Hayır. Çünkü her taraf havaalanı gibi yollar olursa şehir estetiği diye bir şey kalmaz. Yapsanız bile yeni gelen nüfusa bunlar da yeterli olmaz.
Dikey yapılaşmalar ile göğe doğru uzanıyor. Bakan Özhaseki’nin verdiği bilgiye göre, İstanbul Belediyeleri “kentsel dönüşümü” hatalı uygulayarak altyapısı olmayan yerlerde dahi yoğunluğu iki katına çıkarıyorlar. Bunun bir rezalet olduğunu da ilave ediyor Sayın Bakan!
Biz teknik personel değiliz, lakin gözümüz görüyor:
1999 depreminden sonra yapılan, hatta yeni yapılıp, daha içine kimse girmeden koca koca binalar “kentsel dönüşüm” adına çatır çatır yıkılıyor, gökdelenler dikiliyor. Burada feci yanlışlar yok mu dersiniz? Bu israf değil mi? Yazık değil mi?
Bunları yazmamızdan amaç kuru eleştiri değil.
İçinden nasıl çıkılacak, o konudaki görüşlerimizi de yazmamız gerekiyor.
Anadolu’da halkın rızkını sağlayacağı ortamları oluşturmalıyız.
Yıkılan veya kapısına kilit vurulan sanayi tesisleri yeniden üretime başlatılmalı. Yenileri modern teknolojilerle donatılmak şartıyla kurulmalı.
Hayvancılık ve tarım canlandırılmalı. Buğday ithal etmek yerine kendimize yetecek kadar üretip fazlasını da satar konuma gelmeliyiz. 
Anadolu’daki insanlar için eğitim ve sağlık imkanları geliştririlmeli, turizm ve hizmet sektörü canlandırılmalıdır.
Büyük şehirlere göçü değil, geri dönüşü teşvik etmeli, nüfus dengesini düzeltmeliyiz.
Şehirlerimizdeki bizim medeniyet ve geleneklerimize uygun olmayan tarzdaki dikey yapılaşmalar önlenmeli, hele İstanbul beton kazıklar şehri görünümünden kurtarılmalı, tarihi silüetine uygun yapılaşma tercih edilmelidir.
Bu tedbirler daha çoğaltılabilir.
Bütün bunları tersine yaparsanız, başta İstanbul olmak üzere büyük cinayetler işlersiniz, nitekim işleniyor.
Durdurun bu büyük cinayetleri!
Biz potansiyel düşmanı bol olan bir coğrafyada yaşamak zorundayız. Bu şartlarda bir savaşa girilme ihtimalini hesaba kattığımızda bu cinayetlerin varacağı boyutları düşünmek bile içimizden gelmiyor.
 
 
BİR KAÇ SATIR
 
Bu yazımıza bir göz atın,
Nihayetinde bir kaç satır!
Gözü kör olsun böyle rantın,
Hırsınıza vurun bir satır!
 
Ekrem Şama

 

TOP