KIBRIS’TA  PRANGALI  PAZARLIKLAR

 
 
 
Kıbrıs,ilk olarak Miladi 649 yılında, Halife Hazreti Osman zamanında Müslümanlar tarafından Bizans’tan fethedildi.  
Peygamberimizin halası  “Hala Sultan” bu fetih sırasında şehit oldu. Bugünkü Larnaka yakınlarına defnedildi.  
O tarihten beri Kıbrıs’ın tapusu olarak kabul edilen Hala Sultan için, Osmanlılar devrinde bir cami ve külliye yaptırılmış olup, bu gün hala bu makam ziyarete açık bulunmaktadır. Yine fetih esnasında adada şehit düşerek defnedilen başka sahabeler de bulunmaktadır. Bunlara ait bazı türbe ve mezarlar günümüze kadar mevcudiyetini korumuştur.
Müslümanların fetihlerinden sonra Kıbrıs’taki verimli arazilerin önemli bir kısmı, Kabe ve Mescidi Nebevi yararına vakfedilmişti.
Kıbrıs Müslümanlar ve Bizans arasında zaman zaman el değiştirmiş, Müslümanlara geçtikçe ada mescit ve medrese gibi eserlerle donatılmıştır. 
1517 yılında Mısır’ın Osmanlı hakimiyetine geçmesinden itibaren, Venedikli korsanlar Kıbrıs yakınlarından geçen ticaret ve Hacc maksadıyle sıklaşan deniz seferlerini engellemeye başlamıştı. Vurgun, soygun ve katliam yapıyorlardı. 
Şikayetlerin artması üzerine Padişah 2.Selim Han, Kıbrıs’ın fethi konusunu 1570 yılında Divanı Hümayun’un gündemine getirdi.  
Şeyhülislam Ebussuut Efendi fetih gerekçelerini içeren bir fetva hazırladı. Çok önemli bir belge olan bu fetvada şu hususlar zikredilmişti:
“Kıbrıs esasında bir İslam toprağıdır. Bu adada çok sayıda mescid ve medrese gibi İslam eserleri mevcuttur. Hala Sultan gibi Müslümanlar açısından önemli olan bir tapu taşı da burada bulunmaktadır. Adada çok sayıda arazi ve eser Kabe ve Mesdidi Nebevi için vakfedilmiştir. Gayrımüslimler buraları gaspederek mescit ve medreseleri mahvetmişler, vakıf arazilerini de gasp etmişlerdir. Ayrıca Hacc yolunu da engelleyerek Müslümanların maddi ve manevi zararlarına sebebp olmaktadır. Bu sebeplerle bu adanın gayrımüslimlerden istirdat edilmesi gerekmektedir.”
Bu fetvada da zikredildiği gibi Kıbrıs’ta bulunan, Müslümanların vakıfları Osmanlı döneminde de yenileri ile çoğaltılmış ve adanın her tarafında yeni vakıflar tesis edilmiştir. Bugün yine bu vakıf malları maalesef talan edilmiştir. 
Geçtiğimiz yıl Kıbrıs’ta yaptığımız çalışmalar sırasında, KKTC’nde görevde bulunan vakıfların sorumlusu ile yaptığımız görüşmede bize bu konuda iç acıtıcı bilgiler verildi. Mevcut hükümet ve Türkiye’deki yetkililer soruna son derece duyarsız davranmakta ve bu vakıf malları işgalcilerden kurtarılamamaktadır.  Henüz iskana açılmamış bulunan Maraş bölgesi ise, vakıfların en çok bulunduğu bir bölgedir. Sorunun vakıf senetleri doğrultusunda çözüme kavuşturularak işgallere son verilmesi büyük önem taşımaktadır.
 Lozan Anlaşması ile elimizden çıkarılan Kıbrıs, 1974 yılında Başbakan Vekili Merhum Necmettin Erbakan’ın emir vermesi ile Türkiye’nin Rumların katliamlarına müdahale etmesi ve adanın kuzeyini kontrol altına alması ile huzur ancak sağlanabilmiştir. 
Takip eden yıllarda Rumların uzlaşmaz tutumları neticesinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) kurulmuştur. Böylece Türkiye açısından fiilen Kıbrıs sorunu kalmamıştır.
Güney Kıbrıs’ın Avrupa Birliğine üye olmasından sonra Türkiye ve KKTC devamlı tavize zorlanmaktadır.  
Akparti iktidarı 2004 yılında neyin ne olduğunu henüz kavrayamadan, Kıbrıs’ta illa bir çözüm üretmek için acele davranmış ve Birleşmiş Milletler kanalıyla sahneye konan bir oyuna aldanarak, Annan Planı’nı KKTC halkına, adeta zorlayarak kabul ettirmiştir. Bu konuda Saadet Partisi çok uyarıcı hamleler yapmış, ama maalesef hamleler “çözümsüzlük çözüm olamaz” gibi absürd bir sloganın gölgesine bırakılmış ve dikkate alınmamıştır. Kıbrıs için adeta ömrünü vakfetmiş bulunan Rauf Denktaş gibi emektarlar bile kenara itilerek küstürülmüştü. Hatta dolaylı göndermelerle Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan bile, çözümsüzlüğe sebep olmakla itham edilmişti. Bereket ki Rumların reddetmesi üzerine plandaki aşırı tavizler, Allah’ın bir yardımı olarak askıda kalmıştı. Nitekim zamanın başbakanı, Annan Planı ile BM’nin kendilerini aldattığını sonradan bir açıklamasında ağzından kaçırıvermişti. 
Bugün Kıbrıs’ta yeniden pazarlıklar yapılmakta, Annan Planı ile aldatılarak, verilmesi kabul edilmiş tavizlerin üzerine, Rumlar BM’i de arkalayarak yeni tavizler koparmaya çalışmaktadırlar. Öyle anlaşılıyor ki, Annan Planı ile “evet” denilen toprak tavizleri, askeri birliğimizi geri çekme gibi tavizler, Türk tarafının ayağında bir pranga olarak masada müzakereye oturmalarına sebep olmaktadır. O günkü acemice ve tavizkar kararlarını, akılsız başın cezası tertibinden ayaklarda pranga olarak görmekteyiz. Ayrıca da Türkiye’nin garantörlükten çekilmesinin bile masaya getirildiği anlaşılmaktadır.
Geçenlerde Cumhurbaşkanımızın bu konudaki açıklamalarını dinledik:
Maalesef asker azaltma, toprak tavizi, Maraş’ın Rumlara verilmesi gibi tavizler kabul edilmiş, ama Türk tarafı bunların da üzerinde tavizlere zorlanmaktadır.
Türkiye açısından Kıbrıs probleminin bitmiş sayılması gerekirken, Kahraman ordumuzun kanıyla çizdiği sınırlar adeta silinmekte, elde edilen haklar bir bir geri verilmek durumunda kalınmaktadır. Bu kadar taviz verilmesi, verenleri büyük ve tarihi mesuliyetler altına sokar.
Hiç tahmin etmemekle birlikte başta Maraş ve Hala Sultan olmak üzere, ecdat yadigarı “vakıflar” dosyasının  masada bulundurulması, böylece bu kadar tavizler verilirken hiç olmazsa Osmanlı ve öncesi vakıfların kurtarılmaya çalışılması gerektiğini düşünmekteyiz.
 
KIBRIS VE VAKIFLAR
 
Vakıfları soyutlarsan Kıbrıs’tan
Geriye kalır, geniş bir kabristan!
 
Ekrem Şama

 

TOP