TAŞLAMALAR (Merdane Sözler)

 

 

DİLİM ÇOK KALIN

 

Şiir yazmak isterim, ama kalınsın ey dilim!

Dilim kıvrak değil, ben şair değilim.

Kelime dizmek çok anlamsız,

Şiir yazmak ilim.

Geçelim.

 

Emelim;

Bu emektar halim,

Takılacak yerleri bulup

Taşlama yapar; buna yeter mecalim.

Hakeden dersini alır, biz de biraz gülelim.

 

28.07.2004

 

 

 

 

 

CIMBIZLA ZEKAT

 

Zekat dersem akla gelir bir çay kaşığı.

Fakire tut biraz,  elindeki ışığı,

 

Gelirin maşallah dozerlerle geliyor,

Adam gibi zekat vermek ne kadar da zor.

 

Servetin yığılmış sıralı dağlar gibi,

Bakarsın fakire, sanki kovalar gibi.

 

Ele batırırsın hep büyük çuvaldızı,

Kullanırsın zekat için, küçük cımbızı,

 

Bunlar ihtiyaçlar, şunlar da borç, emanet.

Bunlar daha yeni...  Be adam az insaf et,

 

Mallarının hepsi de mi zekattan muaf?

Neredeyse fakir sana borçlu, el-insaf.

 

Zekat malını ne hakla aşırıyorsun,

Sen kimin malını kimden kaçırıyorsun?

 

Bu zekat fakirin malı senindir sanma,

Fakirin hakkını ver, el malıyla yanma.

 

Ver fakire ama, verince tam da doysun,

Verirken sakın hiç titremesin o kolun.

 

Çorap bile gitmez kefeninle mezara,

Verdiklerin olur, peşinden gelen para.

 

Aranda ne kadar mesafe var kabirle?

Cimriliği bırak, uğraşma kırktabirle.

 

Ne olur iki üç misli, beş misli versen?

Vermelisin, bire yediyüzü istersen.

 

Temizlenmiş servet bereketi de çeker,

Veren el, alandan hep üstündür demişler.

 

Gerçek zekattır bir toplumu diri tutan,

Aslında cimrilik düşmandır servet yutan.

 

Zekatın diğer bir anlamı temizlikmiş,

Zekatı öldüren toplumlar çöküp gitmiş.

 

08.05.2004

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YENİ ELİFBA

 

Gezintiye çıktım elifba içinde bu gece,

Gözüme takıldı, her bir kelime, her bir hece.

Kimi tepe taklak, kimi de eğrice büğrüce,

Her birini düzelterek, yeniden yazmak gerek.

 

Babın anlamı kapıdır, Hak yola açılmalı,

Hakkın nizamına evvel oradan geçilmeli.

Baktım, kenarları kalkık, uçları da çengelli,

“Be”yi ele alarak adam gibi çizmek gerek.

 

Camilerimiz döndürülmüş panayır yerine,

Uçaklar sürter olmuş zayıf minarelerine.

Odunlar içine dolmuş, zehir de ciğerine.

“Cim”lerin noktalarını çıkarıp süzmek gerek.

 

Zalim ezdikçe semirmiş, göbekler olmuş kat kat,

Mazlumun ahı göklere çıkmış, kalmamış takat,

Zulmün önüne mutlaka çekilmeli kalın hat,

“Zı”yı yola getirip hak gücüyle ezmek gerek.

 

Binalar kat kat olmuş, zinalar artık aşikar,

Dizi filimler; zaniye yıldız, zani sanatkar,

Saysın sayısını, indikçe üstüne sopalar,

“Ze”nin hassas noktası düşüp, sırtı tozmak gerek.

 

Sirkat malı açıktan açığa pazara inmiş.

Helal kazananlar küçücük bir köşeye sinmiş.

Hırsızlarla sultanlar halkın üzerine binmiş

“Sin”lerin dişini söküp, direğe dizmek gerek.

 

Hakka, doğruya lâ, lâ, diye küfür savuran,

Batılın gölgesinde hakikate tekme vuran,

Gerçeği ters görmek için amuda kalkıp duran,

“Lamelif”i ayağının üstüne düzmek gerek.

 

Karunların keyfi keka, yığmış mal üstüne mal,

Milyonlarca aç insan, sanki onlar için hammal.

Servetten beli bükülmüş şu “kaf” harfi anormal,

Kanun çıkarıp kalın derisini yüzmek gerek.

 

Neredeyse unutulmuş Rasüllerin yolu,

Ayrık otuyla dolmuş yolun sağı solu,

Ağır mesuliyetten bükülmüş şu “ra” nın beli,

Ne tarafa işaret ettiğini sezmek gerek.

 

İşin doğrusunu anlamaya “elif” tarifmiş,

Temsil ettiği manalar “elif” gibi zarifmiş,

Bütün harflerin uyacakları ölçü “elif”miş,

Her harfi düzenleyip buna göre yazmak gerek.

 

27.04.2004

 

 

 

UÇTU GİTTİ

 

Bolluklar uçtu gitti,

Fukaralık cana yetti,

Şükür devri  bitti,

Bereket bizden gideli.

 

Kürsülerde alimlerdi,

Yükselmemiz sona erdi,

Batı atıklarını verdi,

İlim bizden gideli.

 

Acıma hissi bastırıldı,

İsyan rekorları kırıldı,

Analar kuzularca ısırıldı,

Şefkat bizden gideli,

 

Aşıklar çöle kaçtı,

Şehvetler ileri geçti,

Sevgililer bedeni seçti,

Aşk bizden gideli.

 

Birbirimizi anlamadık,

Tecrübelileri dinlemedik,

Doğruları tınlamadık,

İrfan bizden gideli.

 

Hep karanlıkta kaldık,

Aydınlık hülyasına daldık,

Sahte fenerler aldık,

Nur bizden gideli.

 

11.05.2004

 

 

 

SERT ŞİİR

 

Haksızlıklara şiirle tepki gösterdim,

Kadife gibi şiirler yazmak isterdim,

Eleştiri var; ifadelerim sert diye,

Daha sert yazamam, aşılmıyor terbiye.

 

24.09.2004

 

 

 

DELİLER

 

Her asırda bir sevgili kul gelirmiş,

Gelmeden de, alametler belirirmiş,

Çok kişi cihadı o güne erteler,

Ben düşünüyorum da, bunlar delirmiş.

 

17.06.2004

 

 

 

IRAK’TA ABD ORDUSU

 

Allah’ım Ebrehe, ordusu bu, dirilmiş, 

Başları taş ister, o kadar da sivrilmiş. 

Gözleri sadece, senin Kabe’nde değil, 

En son gönderdiğin, Din’ine de çevrilmiş. 

 

Önde sadece bir değil, binlerce fil var. 

O fillere rehber, bizde ne çok gafil var. 

Din’in de Ka’be’nin, de sahibi Sen’sin, 

Göndersen Allah'ım, taşlarla Ebabil var! 

 

26.08.2004

 

 

 

 

TOPLUM MÜHENDİSLERİ

 

Şu toplum mühendislerinin zoruna bak,

Çizdikleri toplum; obur, ishal, yatalak.

İdealmiş düşünceymiş, bunlar gereksiz,

Üç şey öğretilmeli; sofra, klozet, yatak.

 

14.11.2004

 

 

 

FUTBOL SAVAŞI

 

Yirmibeş adam, bir top, üç kalas,

Yenende bayram, yenilende yas,

Argolar küfürler kendine has.

Spor mu, savaş mı, toplu kumar mı?

 

Zincir, balta, satır, muşta, bıçak.

Sanki içerde savaş çıkacak!

İnsan öldürür, fanatik alçak.

Spor mu, savaş mı, toplu kumar mı?

 

Maç zamanlarında durur hayat,

Kayıp iş, yüz milyonlarca saat.

Giderler gelirden fazla, kat kat.

Spor mu, savaş mı, toplu kumar mı?

 

Üç beş kişi spor yapar; futbol.

Milyonları delirtir tek bir gol.

Nice haneler söndü emin ol.

Spor mu, savaş mı, toplu kumar mı?

 

23.11.2004

 

 

 

KÜÇÜK ÇOCUĞA, KÜÇÜK BOMBA

 

Anne, küçük müdür, çocuk vuran kurşunlar?

Çocuklara göre küçük bombalar mı var?

Anne ben büyümek istemiyorum artık,

Bombalar da büyür, ben büyüyene kadar!

 

25.11.2004

 

 

 

 

GURUR

 

Dur,

Gurur

Savurur.

Yere vurur.

Olursun mağdur.

Şeytandı en mağrur,

Bu yüzden oldu menfur.

Gurur hastalık doğurur.

Bunun en doğrusu da şudur:

Tevazu...  Kula yakışan budur.

 

10.12.2004

 

 

 

 

 

DAMLAYA DAMLAYA "GOL" OLUR

 

Beni düşündürüyor kaç günden beri.

Yok canım, görememişler bu günleri.

 

Söylemişler kapatıp da gözlerini.

Ataları düşündüm... Şu sözlerini:

 

"Damlaya damlaya göl olur" muş yani,

Nerede gölümüz, ortada yok, hani?

 

Şu KİT ler, BİT ler, PİYANGO lar, TEKEL ler,

Ekmek teknemizde, cebimizde eller,

 

Seksen yıldır, toplanır vergiler, harçlar,

Yine de bitmiyor bu açıklar borçlar.

 

Dahası var, her sene borçlanıyorlar,

Düşmana, namerde milyarlarca dolar.

 

Borç faizleri geçmiş milli geliri,

Yok bunları açıklayan bilge biri.

 

Damla ne ki, çağlayan gibi akıyor,

Arkadaş, düşündükçe aklım çıkıyor.

 

Hani damladan göl, bir bakın şuraya?

Bırakın gölü, oluşmalıydı derya.

 

Memur işçi açtır, emekli çırpınır,

Devlet faiz ödemek için yırtınır.

 

Borçlar, faizler ödedikçe artıyor,

Anlayın, burada bir gerçek yatıyor.

 

Tutmuş canavarlar tabanı tamamen,

Bir damla düşse, kapışıyorlar hemen.

 

Açıklanmıştı tüm batıklar, geçen yıl,

Beşyüz milyar dolarmış, süre seksen yıl.

 

Doymak bilmez, kara delikten de beter,

Seksen yıldır, damlayanları içerler.

 

Bizden elli kat zengin olmuşlar şimdi, 

Aynı ülkeler dün kat be kat fakirdi.

 

Her seçilen geliyor canavarıyla,

Bize uğraşmak kalıyor borçlarıyla.

 

Ey ata! Ettiğini ettin sen sağol!

Nokta farkıyla attın bize büyük "gol"!

 

23.01.2005

 

 

 

 

 

İNSANLAR GÖRDÜM

 

İnsanlar gördüm çok, ilerdeydi kullukta,

Önlerinde başka, bir kul vardı koltukta.

İnsanlar gördüm hep rükuda olmuş hayran,

Önlerinde şehvet vardı, anadan üryan.

İnsanlar gördüm hep de başları secdede,

Kocaman bir para resmi var seccadede. 

İnsanlar gördüm, ta içinde tahiyyatın,

Yerinde şan şöhret vardı maneviyyatın.

İnsanlar gördüm, ne niyaz var ne namaz.

Bunlara bahane mi? Nasıl bulunamaz?

İnsanlar da gördüm, boyun bükük göz nemli,

Allah var ya, başka hangi şeydir önemli?

 

18.02.2005

 

 

 

BUZ OLMUŞ DUYGULAR

 

Ekolojik felaket geliyormuş hızla,

Bu defa da, erimeye başlayan buzla.

Buz dağları erimeye başlamış bile.

Dünyayı sular basacakmış, bu gidişle.

Isı buzullara nereden gider acep?

Benim aklıma geldi önemli bir sebep;

Sokağa bakın, kimsesiz çocukla dolu,

Kapkaççılar işgal etmiş meydanı, yolu.

Yetim hakkı yiyene aldırmıyor kimse,

Aldırış eden yok, imdat isteyen sese.

Beş kuruş için öldürülüyor insanlar,

Merhametsizlik görülmedi hiç bu kadar.

Kalbimizde kalmamış hiç acıma hissi,

Kim bilir ne der, uzaydan gelse birisi?

Lisedeyken öğretmişti fizik hocası;

"Alınan ısı, eşittir verilen ısı"

Merhametlerin ısısını alıyor buz,

Nasıl da eridiğini görüyorsunuz.

Devam etmesi için hayati vasatın,

Haydin, merhamet duygularını ısıtın!

 

17.03.2005

 

 

 

ÇEKİRGE

 

Batının kavramları; vahşet, sömürge.

Daima sıçrayamaz hiçbir çekirge.

Hakka bağlı, gayretli bir nesil gelir,

Çalışır tarih denilen o dev süpürge.

 

29.03.2005

 

 

ÇEKİN SİFONU

 

Ankara'ya uzanır menfaat çarkı,

Direkt bakana bağlı cep telefonu.

Cebine doğru akar paranın arkı,

Global, küresel.. Dolsun da dolsun fonu

 

İmanının şartları avro ve dolar, 

Güzel sekreterlerle dolu odalar,

Patron ne emrederse onu yorumlar,

Köşesi hoparlördür o mikrofonu.

 

Göbek şiştikçe yemiş, yedikçe şişmiş,

Kaynayan beyninde hep menfaat pişmiş.

Yurttaşlık bilgisi de müthiş gelişmiş,

Trakya'da bir iç deniz der, Merzifon'u.

 

Köşe yazarı, köşe yapılmış biri,

Köşesine dökülür düşünce kiri,

Alkol bağımlısı ve şehvet esiri,

Fikirleri klozetlik, çekin sifonu.

 

31.03.2005

 

 

 

 

 

 

GÜMÜŞ DERE BULANIK

 

(Nazire) 

Dağ başını bırakın, ovayı duman almış, 

Gümüş dere bulanmış, ormanlar da azalmış, 

Kaç yıldır bekliyoruz, güneş henüz doğmadı, 

Ülkenin kaynakları bir kaç kişiye kalmış. 

 

Sert adımlarla inler her yer, 

Hortumcularmış geçen meğer.

 

Göklerde kara bulut, kirlenmiş yeşil deniz, 

Ormanlar yağmalanmış, kalmamış yeşilden iz, 

Yollar da dimdik yokuş, yürü yürü bitmiyor, 

Sırtlarda fukaralık, iki kattır belimiz. 

 

Sert adımlarla inler her yer, 

Medyatörlermiş geçen meğer.

 

Karanlıklarımızı ışıklar boğacaktı, 

Güneşin üzerine güneşler doğacaktı. 

Kaç defa kurtarıldık, ama yine yoksuluz. 

Hani ocağımıza servetler yağacaktı? 

 

Sert adımlarla inler her, 

Ninnicilermiş gelen meğer.

 

24.06.2005

 

 

UZAKTA BİR KÖY VARDI

 

Eskiden orada bir köy vardı uzakta, 

Çırpınıp dururdu, takıldığı tuzakta.

 

Tüm serveti, birkaç inek birkaç buzağı, 

IMF denilen avcı kurdu tuzağı. 

 

Ürün ekse para etmez, elinde patlar, 

Ekilmeyen tarlalar, boş kalmış ambarlar. 

 

Her ürün dışardan getirilir, dövizle, 

Üretici ezik ezik olmuş faizle. 

 

Tüm delikanlılar düşürülmüş gurbete, 

Çalış didin, dolan bir şey yok ki sepete. 

 

Pancar, fındık, buğday, pamuk, fıstık, çay, tütün. 

Maliyete razı, lakin zarar büsbütün.

 

Orda bir köy vardı, hiç gidemem gelemem, 

Hala yerinde mi? İnan ki ben bilemem.

 

29.06.2005

 

 

 

KAMERALI DENETİM

 

Saçların önüne dökülecek yarın, 

Boştur denetimden kaçma çabaların, 

Kaydeden kamera o kadar yakın ki; 

Çok uzak sayılır, kendi şah damarın. 

 

05.07.2005

 

 

BÜYÜK YARIŞMA

 

Kişinin ömrü, sınav nöbeti, 

Kim kazanırsa, bulur cenneti. 

Görme! Konuşma! Duyma! Karışma! 

Kazanılır mı, öyle yarışma? 

 

07.07.2005

 

 

NANE

 

Düşünmeden yersen, bir naneyi,

Sonra düşünürsün, ama neyi?

 

22.09.2005

 

 

ORGAN MAFYASI

 

Korkunç olaylar var, dünyada hem de çok,

Bunlarda insaf da, merhamet de hiç yok.

O organlar sanki babasının malı,

Şu organ mafyası denen bu olmalı.

Galiba yapıyor ruhsatsız deneyler,

Bakın yaptıkları, nasıl korkunç şeyler;

Mideyi deliyor, asitle alkolle,

Bu barsak bu böbrek, sanki ona köle.

Zehir dolduruyor, tertemiz ciğere,

İşkence ediyor vücuda boş yere.

Ayakla yapıyor, haram yolda yarış

Yalan dolan ile, dil olmuş bir karış.

Hak sesleri nasıl, ne zaman duyacak?

Paslanmış nasihat geçmez olmuş kulak

Yürekten yapmamış bir kerecik zikir,

El çalmaktan berbat, kir üzerine kir.

Başı secde görmez, parasıdır ilah,

Pırıl pırıl kalbi, kararmış simsiyah.

Gözler kan çanağı, yeşil çuha izi,

Beyin zara benzer, şeş beş görür sizi.

Dudaklar uzamış, sanki olmuş hortum,

Edep yeri tarif dışı utanıyorum.

Emanet değil mi, bize bu organlar?

Organ mafyasından beter şu insanlar.

 

08.12.2005

 

 

 

 

DOĞUM KONTROLÜ

 

Sonucu gördüm de gözlerim yaşardı;

Birileri çok zor olanı başardı.

Kolay mı hükmetmek öyle mahrem yere,

Tohuma tarlaya, dökülen terlere?

Kolay mı doğmamış insanın kontrolü?

Bravo başarmışlar zor olan bu rolü!

Doğum kontrolü çok zor bir siparişti,

Şimdi beklentiler tamamen değişti;

Dünya örgütleri, nerdesiniz haydin!

Bir araya gelin, mesafe kaydedin!

Zalimin elinde her enlem ve boylam,

Yapıyor katliam üstüne katliam,

Her gün kol geziyor dünyamızda ölüm,

Bir zulüm bitmeden, onbinlerce zulüm!

Doğumlar kontrolde, ölümlerse toptan,

Kurtulsun insanlık, toptan yok olmaktan!

Zoru başardınız, sizlere tebrikler,

Şimdi dünya ölüm kontrolünü bekler.

 

03.01.2005

 

 

BAYRAM VE KURBAN

 

Virüs girmiş ekmek teknemize,

Tertemiz unumuz olmuş maraz

Nara atıp dolaşmak nemize,

Yiğitlik ünümüz olmuş maraz.

 

Düşkünü görsek kaçırırız göz,

Fakire bakmaz, çeviririz yüz,

Bizi tanıyamaz, yetim, öksüz,

Merhamet yanımız olmuş maraz.

 

Hep çıkarlara olmuşuz bende,

Kırk tilki dolaşır bir bedende.

Sanki hesap yokmuş, adam sen de,

Kalbi imanımız olmuş maraz.

 

Virüs, geldiği gibi gider mi?

İnsan kardeşin etini yer mi?

Allah bizim gibiye kul der mi?

Asil insanımız olmuş maraz.

 

Bayramın manası olmuş tatil,

Komşuluk ölmüş, bizleriz katil.

Bilmeyiz kimler aç kimler sefil,

Sıcacık kanımız olmuş maraz.

 

Şair! Kendini sen hiç kandırma,

Yüzüne methedene aldırma,

Kestikse, lazım diye pastırma,

Temiz kurbanımız olmuş maraz.

 

 

07.01.2006

 

 

 

 

 

İSTANBUL CENNET Mİ MAKET Mİ?

 

Kimine tarihtir, kimine gelecek,

Taşını kazmayla söksen kim bilecek?

Allah'ım ver bana! Rabbena hep bana!

Dua buysa eğer, sonu tez gelecek.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Hepimiz burdayız, birer İstanbul'lu,

Çoğumuz müşteki, birkaçımız mutlu.

Üstüste çakılı, dolmuş, otobüs, tren, 

Sabah gidip akşam döneriz bu yolu.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Bizimle yatıyor Resul ve Sahabe.

Çokları yön arar, sanırsın körebe,

Mabetlerimizin yönü bellidir de,

Yanlış taraflarda aranır hep Kâ’be.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Şehir kuralları yazıldı okundu,

Gündüz uygulandı, bina gece kondu.

Yıkmak için gerek değişik bir tören,

Haydi gelsin polis, itfaiye, ordu.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Boğaz hazinedir, gelen giden gezer,

Dizilmiş yalılar, birer onar yüzer,

Kocaman gemiler, bombalarla yüklü,

Şakağa dayalı silah gibi yüzer.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Köprüler kurulmuş, şurdan şurdan şurdan,

Herbiri inciden dizilmiş bir gerdan.

Tek kişiyle geçer, onbinlerce araç,

İşkenceden beter, her bir geçiş burdan.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

İnsan, tarih, kültür, gör daha neler var!

Gelmek isteyene çok bahaneler var.

Artık ihtiyaç yok, okuyan kalmamış,

El değmemiş dolu kütüphaneler var.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Bu şehrin mehtabı, benzerdi güneşe,

Aşıklar kolkola, sandallar peş peşe,

Eski yakamozlar hayallerde kaldı,

Denizlerde yüzer, sürüyle pet şişe.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

Bizler İstanbul'un yaşayan naibi,

Bunca hazinenin şimdiki sahibi.

Durmadan eşeriz, deleriz yerleri,

Ambarda eşinip duran tavuk gibi.

 

İstanbul dünyanın hakiki cenneti,

Haşa, sümme haşa! Cennet’in maketi!

 

 

28.03.2006

 

 

 

KARGA AHLAKI

 

Kargaya vermişler güzel haberi,

Kakaların müthiş bir ilaç diye;

Denize edermiş o günden beri,

Şu insanlar kalsın hep muhtaç diye.

 

15.06.2006

 

 

SAYIM-DÖKÜM

 

Batıyı taklitle, şu yaşlara bastık,

İlmi fenni kestik, mukaddesi astık.

Elde kalan nedir, sayalım bakalım;

Bir sofra, bir klozet, bir kırbaç, bir yastık.

 

16.07.2006

 

TERKEDİLEN BEBEKLER

 

Doldu taştı cami avlusu bugün,

Sanmayasın bunlar gelen cemaat.

Her yer terk edilmiş minik bebekler.

Ortalık çınlıyor hep feryat feryat!

Künyeleri mevcut, kundak üstünde,

Gel de isimlere şöyle bir gözat;

İzan, ihlas, şefkat, adalet, insaf,

Ahlak, maneviyat, iffet, sadakat.

 

25.07.2006

 

AZ KULLANILMIŞ EMZİK

 

Ey dünya, ey çağdaş insanlar, ey milletler!

Nerdesiniz, nerde merhamet, hani etik?

Dünya yangın yeri, insanlık yakılıyor, 

Enkazda bulundu, alın binlerce patik.

İçine nutuklar koyun uyusun dünya,

Sizin olsun bunca az kullanılmış emzik!

 

03.08.2006

 

 

OCAĞIMIZA DİKİLEN İNCİR

 

İncirlik,

Ocağımıza dikilen incir!

İncirlik,

Boğazımıza bağlanan zincir!

 

13.08.2006

 

İSTİKBAL GÖKLERDEDİR

 

Gökleri gösterir daima her minare,

Bahane saymasın uçamayan tayyare.

 

20.08.2006

 

 

 

DÖRT İŞLEM

 

Toplardı, çarpardı, rahmetli babamız,

Çıkarır böleriz, biz mirascılarız.

 

 

04.11.2006

 

 

ZURNACILAR

 

Hani para vermeden çalınmazdı düdük?

Biz nice parasız zurna çalanlar gördük.

 

14.11.2006

 

 

 

KISA MİNARELER

 

Gidenler için medet yok gelenlerden,

Minare kısa kaldı gökdelenlerden.

 

11.05.2007

 

 

BAKIŞ AÇISI

 

Gözlüğünde varsa bir damla dışkı,

Zanneder ki yerler gökler hep fışkı.

 

14.11.2008

 

 

YİYEN YİYENE

 

Meslek mühim, kiler memuru,

Haramdan yoğrulmuş hamuru,

Elbet var küçük bir kusuru;

Azı beğenmez, toptan yiyor.

 

Çobanlık yapmış seve seve,

Bir bir koyun aşırmış eve,

Şimdi güder sürüyle deve,

Havutu ile hepten yiyor.

 

Mazbatayı koymuş cebine,

Kasdı ülkenin sahibine,

Tünel oymuş inmiş dibine;

Temele girmiş dipten yiyor.

 

Ağzı çöp öğüten değirmen,

Ne bulursa öğütür hemen,

Çene daim açık kocaman;

O ne iştah ki, hepten yiyor.

 

Yığmış haramı dere tepe,

Çuvallar şişmiş tepe tepe,

En haslarını koymuş küpe,

Şimdi zuladan küpten yiyor.

 

Hırsız kaptan olmuş gemiye,

Sanki gemi ona hediye,

Ne bulsa götürür löp diye;

Tayfalar açken kaptan yiyor.

 

Borç harç kurmuş küçük bir tezgah,

Az ona yeter,etmez tamah,

Küresel kriz vurmuş bir sabah;

Sermaye gitmiş, cepten yiyor.

 

Bazen yardım dağıtan da var,

Fakir insanlar, sanki davar,

Zabıta geçmiş öne döver;

Ekmek yerine, coptan yiyor.

 

Bezgin gözler, meçhul gelecek,

Sorunlar beynini delecek,

Rızkını nereden bulacak?

Kolunu sokmuş çöpten yiyor.

 

Karı koca, sekiz yavrucak,

Bir de yolda, karın bir kucak,

Tek oda, küçücük bir ocak;

On kişi aynı kaptan yiyor.

 

Helal kazanç dupduru nehir,

Bulandırır tek damlacık kir,

Haram, şeker kaplı bir zehir;

Haramiler bu haptan yiyor.

 

04.05.2009

 

 

 

 

TAŞLANDIK TAŞLANIYORUZ

 

Hep yolunacak kaz gibi görüldük,

Kuru vaatlerden, bıktık yorulduk,

Kürkü değerli av gibi vurulduk;

İşlendik yıllardır, işleniyoruz.

 

Rahatız, severiz hep rehaveti 

Neden çalışalım çoktur zahmeti,

Rüyada görürüz daim cenneti;

Düşlendik yıllardır düşleniyoruz.

 

Listemizi tuttu zalim cuntacı,

Postal yalayanlar oldu baş tacı,

Kara listelere geçmek ne acı;

Fişlendik yıllardır, fişleniyoruz.

 

Tefeci tuzak kurdu, hep yağlı kazık,

Ne ocaklar söndü kumardan , yazık,

Bir kulak arkamız var o da çizik;

Şişlendik yıllardır şişleniyoruz.

 

Başımıza aktı daim kaynar su,

Yalan baş üstünde, ayıp doğrusu,

Dudağımız yanık, sanırsın süsü;

Haşlandık yıllardır haşlanıyoruz.

 

Boza pişirilir, yanar ensemiz,

Vurup çökerttiler, yerde iki diz,

Klavyede yumuşak ge sanki biziz;

Tuşlandık yıllardır tuşlanıyoruz.

 

Üretim artmalı, demek yerine,

Sofrada yokluk var, yemek yerine,

Emekliler arttı emek yerine;

Yaşlandık yıllardır, yaşlanıyoruz.

 

Dış kazık oyunu, bize atılır,

El ense anında haplar yutulur,

Kaşla göz arası güreş satılır;

Tuşlandık yıllardır, tuşlanıyoruz.

 

Başımızı örttük, olduk sıkmabaş,

Kuran’a Rasül’e açtılar savaş,

Namaz niyaz dedik, taş üstüne taş;

Taşlandık yıllardır, taşlanıyoruz.

 

Köpekler ortada, taşlar hep saklı,

İlaç yok doktor yok, çünkü yasaklı,

Dava etsek n’olur, köpekler haklı;

Dişlendik yıllardır dişleniyoruz.

 

Bizde hep tersine çalışır akıl,

Peri kızı gibi görünür batıl,

İkaz boş, burundan alınmaz hiç kıl;

Hoşlandık yıllardır, hoşlanıyoruz.

 

Batıl el üstünde, ortada sonuç,

Mahalle baskısı sayıldı oruç,

Hakkı savunanlar kaldık bir avuç;

Dışlandık yıllardır dışlanıyoruz.

 

15.11.2009

 

 

 

ADAY CEVAT

 

İlk cuması imiş, şaşkın meraklı,

Siyah takım giymiş, ipek kıravat,

 

Hutbe duasıdır; Ümmet, Muhammet,

Sahabe, tabiin, ahya ve emvat!

 

Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali,

Hasan ve Hüseyin, Resul, salavat!

 

Yoklama var sanmış fırladı kalktı;

-Hocam ben de varım, adım da Cevat!

 

24.02.2009

 

 

YÜRÜ DEDİLER YÜRÜYORUZ

 

Pınarları kuruttular, ciğerimiz susak,

Unutturacaklar bize, hiç hatırlamasak,

Yüzler batıya çevrildi, geri bakmak yasak,

Yürü dediler yürüdük, hala yürüyoruz.

 

Zehirli mantar koydular, halkımın kabına,

Dediler ki dokunmayın hiç suya sabuna,

Burunlar dokunsun yere, layıksınız buna,

Sürü dediler sürüdük, hala sürüyoruz.

 

Mukaddes bir sevda vardı, halkın kendindendi,

Batı bizden üstün dendi, medeniyet dendi,

Baktık ki hizmetçi olduk, batılı efendi,

Kürü dediler kürüdük, hala kürüyoruz.

 

Koca Çınar’dan bir kürdan kaldı yara yara,

Virüsleri zerkettiler, tertemiz damara,

Batılısın artık alış içkiye kumara, 

Çürü dediler çürüdük, hala çürüyoruz.

 

03.12.2009

 

 

 

SİGARA YANIĞI

 

Vücutta yanan bir miktar duman,

Yurtta yanan bir hektar orman!

 

04.08.2010

 

 

 

SİGARADAN KALAN

 

Sigaradan önce bunu oku;

Eşini dostunu kovar koku,

Dumanı yel, parayı el alır,

Sana kalır kanserli bir doku!

 

05.08.2010

 

İŞBİRLİKÇİLİK

 

Onun mesleği budur, görmeyin hor,

Ağır iş bu iş, egzozu patlıyor,

İnanmazsan kokla kendisine sor,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Dizginini kaptırmış binek gibi,

Sütüne haciz konmuş inek gibi,

Kaçarken cama çarpan sinek gibi,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Kafeslerde kanat çırpan kuş gibi,

Sanki başında beyni yokmuş gibi,

Sahibi yanında süt dökmüş gibi,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Efendisi ne derse başüstüne,

Karşı gelen olursa bas üstüne,

Her gün susuz traş yapar, traş üstüne,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Talimat alır her gün saat saat,

Efendisi doymaz, yoktur kanaat,

Bu iş çok ince iş, çok zor zanaat,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

İpotek ederek ciğerlerini,

İnkar edeceksin değerlerini,

Yere vuracaksın diğerlerini,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Meydanlarda ağzından hep bal damlar,

Satılığa çıkar temeller damlar,

Tam adamını bulmuş bu adamlar,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Yeter ben yokum, dese de yemezler,

Bu kadar yeter doyduk da demezler,

Gün gelir boynuna basar çömezler,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Ta başından sıfırlanır insanlık,

Sahibi elinde sanki kurbanlık,

Etrafında yığın yığın yağdanlık,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Ne varsa yer üstünde yer altında,

Küçük bahşiş efendinin katında,

Sıra yastık altındaki altında,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Kültürümüz mü, vurur yerden yere,

Efendisini metheder boş yere,

Elinde değer kalmaz vere vere,

Zordur işbirlikçilik, hem de çok zor!

 

Bir gün bakar ki önünde uçurum,

Bu kurtuluşu olmayan bir durum,

Her zaman her yerde söylüyorum,

Zordur işbirlikçilik hem de çok zor!

 

 

08.07.2013

 

 

RÜŞVETÇİ  

 

Dedi ki: 

Size ne, rüşveti alan da veren de memnundur. 

Dedim ki: 

Bize şu, “Rüşveti alan da veren de melundur.”

 

27.12.2013

TOP