11 EYLÜL VE 15 TEMMUZ

 

 
11 Eylül 2001, ABD İkiz Kuleler mizanseni. 15 Temmuz Türkiye’de FETÖ darbe girişimi.
Başbakan Binali Yıldırım ABD ziyaretinden yeni döndü. Seyahatin bir değerlendirmesini yapacak değiliz. Ama tremasları sırasında bir televizyon konuşmasında Fethullah Gülen’in iadesi konusunda ABD’ye verilen belgelerin inandırıcı bulunmamasına tepki göstererek söylediği şu sözler üzerine birkaç cümle değerlendirme yapacağız:
“15 Temmuz darbe girişimine benzer bir olay da 11 Eylül’de ABD’de oldu. Dönemin Başkanı George W. Bush, ABD’nin saldırı altında olduğunu ilan ettiğinde, Türkiye yardım teklifinde bulunan ve Afganistan’a asker gönderen ilk ülkeydi. Biz bunun arkasında kim var diye sormadık. ABD, bu saldırının arkasında El-Kaide var, dedi. Kimse ABD’ye El-Kaide’nin yaptığına dair delil var mı diye sormadı.”
İnsan ister istemez irkiliyor. Bunlar nasıl sözler? Çok yönlü tahlile tabi tutulursa, çok önemli ipucları yakalanabilir.
Bir defa 11 Eylül “İkiz Kuleler” olayının bir mizansen olduğunu, İslam dünyasına saldırının bir bahanesinin bu olayla icad edildiğini artık bilmeyen yok. Buna dair ortaya konulan deliller yüzlerce madde halinde dilden dile dolaşmakta. Bunları burada zikredecek değiliz. 
İkincisi, Afganistan’dan başlayan haksız işgal, katliam, tecavüz ve sömürü hızla yayılmış, bugün onlarca İslam ülkesi talan edilmiş, katliamdan kurtulan insanlar da mülteci durumuna düşürülmüş. Yani bu bahane ile başlatılan “Haçlı saldırıları” 11 Eylül’ün intikamı ile alakası olmayan boyutlara ulaşmıştır. Bu da göstermektedir ki, ABD ve diğer yandaşları 11 Eylül olayını bahane olarak kullanmışlardır. Buraya kadar olanları zaten dünya öğrendi. Öğrendi ama, sonuçlarına bakıp da öğrendi. 
Sayın Başbakan Yıldırım’ın sözleri ise başka bir şey. Demek ki o günün iktidarı ABD’deki bu olayı hiç tahlil etmemiş. Hiç soruşturmamış. Bu olayı kim yapmıştır, deliller nedir, var mıdır, yok mudur, hiç soruşturmadan o günün ABD Başkanı ne dediyse olduğu gibi doğru kabul edip Afganistan’a terörist avlamaya giden Haçlı ordusuna Mehmetçikleri katmış ve göndermiştir. Göndermiş de ne olmuştur, o başka bir yazının konusu olacak kadar geniştir. Biz sadece Bush’un bir sözünün araştırıp soruşturmadan doğru kabul edilmesi üzerinde duracağız. 
Acaba gerçekten hiç araştırmadılar mı?
Bu nasıl bir iştir? Binlerce askerimiz bir yere gönderiliyor, sebebi hiç araştırılmıyor. Ne korkunç bir durum!
Olur mu efendim, koskoca devlet araştırmamış olabilir mi? Diye bir düşünce üretirsek, o zaman bunun düzmece olduğunu, saldırı bahanesi üretiliyor olduğunu görmemişler mi? Görmüşler ise, bu yıkıma ve işgale nasıl katkı vermişler?
Bir adım daha atalım:
Akparti iktidarının başından beri içinde bulunan ve akıl hocalığı yapmış olan Sayın Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun,  10 Eylül 2017 tarihinde twitter hesabından atmış olduğu bir mesaj aynen şöyle:
“11 Eylül 2001’i El-Kaide yaptı, dedi ABD; biz inandık. Biz 15 Temmuz’u FETÖ yaptı diyoruz, ABD inanmıyor. Ben de 11 Eylül’e inanmam!!!”
Gel de şaşma. Buradan çok şey çıkar. Mesela 11 Eylül’ün düzmece olduğu bilindiği halde, bilmezden gelinip inanıldığı izlenimi çıkmaz mı? Çünkü bundan 15 sene sonra meydana gelen 15 Temmuz olayına ABD inanmıyorsa, biz de 11 Eylül’ün düzmece olduğunu açıklarız ha, diye bir netice çıkmıyor mu?
Bu iki olayın mukayesesini sadece Başbakan Yıldırm ve Burhan Kuzu yapmıyor. Cumhurbaşkanı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın da medyaya yansıyan benzer açıklamaları var. Aranırsa bulunabilir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın da zaman zaman dillendirdiği, “Afganistan’da oynanan oyunları, Irak’ta oynanan oyunları, Libya’da, Suriye’de oynanan oyunları biz çok iyi biliyoruz” sözleri bunları bildiklerini teyit etmiyor mu?
Bu şu anlama gelmez mi?
“11 Eylül’ün gerçekte bir düzmece olay olduğunu, İslam dünyasına saldırının bir bahanesi olarak kontrollü bir şekilde yapıldığını biz biliyoruz. ABD bizim 15 Temmuzumuza inanmıyorsa biz de bu bildiklerimizi açıklarız.”
Bu sözler bu anlama gelmez diye itiraz edilecekse biz mi acaba çok hayalperestiz, okuduğumuzu anlayamayacak veya yorumlayamayacak derecede kısa görüşlüyüz?
Bush’un sözlerine ilk inanan ve Afganistana ilk asker gönderen ülke biz olmuşuz. Elbette o günleri yaşayan birisi olarak, bu asker gönderme işine, Milli Görüş’ün, Erbakan Hocamızın ağzıyla açıkladığı yol gösterici muhalefeti de çok iyi hatırlıyoruz. Yapmayın, etmeyin, askerimizi kötü emellere alet etmeyin, tarzında yol gösterici bir muhalefet örneği idi. Bütün bunlara rağmen, 11 Eylül’ün düzmece olduğu biline biline, hemen ve derhal ilk asker gönderen ülke biz olmuşuz. 
Olmuşuz da ne olmuş:
Orada El-Kaide veya başka terör örgütleri ile mücadele edilmek yerine, milyonlarca Müslüman kadın, erkek, sivil, asker, çocuk, bebek ayırımı yapılmaksızın katledilmiş, mahvedilmiş, tecavüz edilmiş, sömürülmüş, mabetler tahrip edilip kutsallar çiğnenmiş. Ve biz de bunu yapan vahşi barbarların korumalığını yapmışız. 
Afganistan ile sınırlı da kalmamış bu tahribatlar, o gün başlanan bu kirli oyun, genişleye genişleye bügün böğrümüze binlerce TIR dolusu silahın dayandığı noktaya gelmiş ve bizi de kurtuluş savaşına mecbur etmişler.
Bu konuda, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Bülent Arınç gibi isimlerin konuşma zamanları gelmedi mi? Bunlar konuşmayacaksa da tarih konuşacak, zamanı geldiğinde.
Aslında Sayın Başbakan, Burhan Kuzu ve İbrahim Kalın beylerin o anlamlı sözlerinin 11 Eylül kısmı hakkında bir iki cümle yazdık. Bu olayla mukayese ettikleri 15 Temmuz hakkında da makaleler yazılabilecek anlamlar çıkarmak mümkündür. Onları da başka yazılarımıza tehir edelim.
ABD’nin dedikleri, araştırmadan, soruşturmadan aynen kabul edilip yıkıma ortak olmak için koşmak yerine, D-8 ler canlı tutulaydı, bugün bambaşka bir dünya olurdu avuçlarımızda.
 
NANE
 
Düşünmeden yersen bir naneyi,
Sonra düşünürsün ama neyi?
 
Ekrem Şama
TOP