28,10,0,50,1
600,600,60,1,3000,5000,25,800
90,150,1,50,12,30,50,1,70,12,1,50,1,1,1,5000
Powered By Creative Image Slider
Şu Boğaz Harbi
Read More!
Hilelerle Çanakkale
Kapak
Başlar ve Kılıçlar
Kapak
Allah Dostu Erbakan
Kapak
Osmanlı DüşünYordu
Kapak
Şiirlerle Çanakkale
Kapak
İnsanlar ve Mallar
Kapak

YARATILIŞIN DOĞASI, KULUN DUASI

 
Her şeyimizle Allah’a muhtacız.
O halde duaya muhtacız.
Ama nasıl bir dua?
Kalbimiz ve kalıbımızla aynı istekleri terennüm ettiğimiz dua elbette. Kalbimizle ettiğimiz duaya kalıbımız uymazsa ortaya bir garabet çıkar.
Söz gelimi, kalbimizle göklere yükselme isteğimizi dua cümlelerine bağlarken, kalıbımızla bizi yerin dibine batıracak yollara yöneliyorsak bu duanın makbul olmasını bekleyebilir miyiz? Ya da kalıbımızla, mesela ellerimizi göklere açarak yana yakıla dua ederken, kalbimizle hangi haramları nasıl işleyeceğimize dair planlar kuruyorsak, bu duanın bizi islah etmesini bekleyebilir miyiz? Kalbimizde “Doğu anlayışı” dualarını beslerken, kalıbımızla “Batı anlayışı” yönünde bütün gücümüzle koşuyorsak, istediğimiz hedefe varmamız nasıl mümkün olabilir?
O halde dilimizdeki duayı amellerimizle beslememiz şarttır. Duada ne istiyorsak, onun kul olarak tedbirlerini almamız gerekir ki, duamızın kabul olmasını bekleyebilelim.
Meşhur fıkradır:
Adamın biri yana yakıla kırk yıl dua etmiştir. Hem de gözyaşları ile. Allah’tan istediği bir erkek evladının olmasıdır. Ama olmamıştır. Bu durum dua adabını bilen bir kişinin dikkatini çeker. Bu adam kırk yıldır samimi olarak gözyaşları ile dua etmekte, ama makbul olmamaktadır. Bunun hikmeti nedir acaba, diyerek düşünceye dalar. O gece o kulun dua defteri bu şahsa rüyasında gösterilir. Kırk yıllık dua günü gününe bu deftere kaydedilmiştir. Lakin her dua cümlesinin açıklama bölümünde düşülmüş bir not vardır: 
“Hala evlenmedi, hala evlenmedi, hala evlenmedi!”
Demek ki, erkek evlat isteyen kul önce evlenecek, gereklerini yapacak, öyle dua edecektir.
Bir de duayı istismar edenler olduğunu unutmamak gerek. 
“Duahanlık” diye bir meslek olabilir mi?
Maalesef bizde bu da var. Süslü süslü cümlelerle, kafiyeli kelimelerle, sahte gözyaşları ile ama para karşılığı dua edenler. Böyle duaların kıymeti harbiyesi elbette yoktur.
İstismarın bir diğer acınılacak boyutu ise, dualı eşya satıp paraya çevirme mesleği olsa gerek. Hem de haşa, Allah’ın adaleti ile alay edercesine. Dualar okunup üflenerek, kabir azabı sırasında “yanmayan kefen” haline getirilmiş kumaşlar gibi. Hadi bunu işleyen parayı çok seven ve duayı istismar eden gözaçıklar çıkar diyelim. Buna inanan ve para veren saf müslümanlara ne demeli? Sadece acımak geliyor insanın içinden. 
Duanın da bir adabı olması gerekir.
Ama bu küçücük yazıda bu konu enine boyuna elbette işlenemez. Madem ki her Müslüman duaya muhtaçtır, o halde dua adabını okuyup, bilenlere danışıp öğrenmesi ve dualarında bu hususlara dikkat etmesi gerekmektedir.
Fiili duayı kavli dua ile beraber yapmak.
Yani ne için çalışıyorsa onun için dua etmek. Diğer bir söyleyişle ne için dua ediyorsa onun için çaba harcamak.
Bu çerçevede biz Milli Görüşçüler olarak şu duyayı yapmak ve bu yolda bütün gücümüzü kullanmak durumundayız: 
 
YA İLAHİ!
 
Zalimlere haddini bildirmeden,
Mazlumları ayağa kaldırmadan,
Milli Görüş marşını çaldırmadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Hainin diz çöküşünü görmeden,
Sahtekarın yüzüne tükürmeden,
İşbirlikçiyi çukura sürmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Zalim düzenleri kaldıramadan,
İslam Birliğini olduramadan,
Amel defterini dolduramadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Haçlıyı Siyonisti sindirmeden,
Yetimin gözyaşını dindirmeden,
Zulüm kulelerini indirmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Zulüm bataklığını kurutmadan,
Tagutların kökünü çürütmeden,
Senin hükümlerini yürütmeden;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Yeniden Büyük Türkiye olmadan,
Bizle yeni bir dünya kurulmadan,
Müslümanlar bir olup kurtulmadan; 
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Buyrukların yerine tam gelmeden,
Rasulün sünneti hayat bulmadan,
İnsanlık karanlıkdan kurtulmadan;
Alma emanetlerini bizlerden!
 
Ekrem Şama

 

TOP