ÇANAKKALE VE 27. ALAY YÜRÜYÜŞÜ

 
Çanakkale zaferimizin 100. Yılı\'nı kutluyoruz. 
Bugüne kadar üzerinde pek durulmayan bir yürüyüşü milletimizin gündemine taşımak isteriz. 
Olay kısaca şudur:
25 Nisan 1915 tarihinde gece yarısından sonra ANZAK birlikleri Arıburnu’na çıkarma yapmaya başlamıştır. 27. Alay’a bağlı bazı birliklerimiz düşmana direnmeye çalışmaktadır. Alayın diğer birlikleri ise Maydos’un takribi 4 km. batısında zeytinliklerde konuşlanmıştır. 27. Alay Kumandanı Yarbay Şefik Bey, aldığı emir üzerine şafakla beraber yaklaşık 3000 mevcutlu alayını Kanlısırt istikametinde yürüyüşe geçirmiştir. Güneş doğduğu sıralarda bir vadiye gelmişlerdir.
Yürüyüş güzergahı üzerinde bulunan ve geçilmesi gereken bu geniş vadi, düşman gemilerinden alenen görülebilir bir konumdadır. Düşman uçakları yoğun bir şekilde bölge üzerinde uçmakta, hem keşif yapmakta, hem de lüzumlu gördüğü yerleri bombalamaktadır. Dahası; düşmana ait bir keşif balonu da bu yürüyüş güzergahı üzerinde tarassut ve gemi ateşlerini yönlendirme görevi yapmaktadır.
Şefik Bey 27. Alayı düşmanı durdurmak için cepheye yetiştirmek zorundadır. Lakin bu geniş vadide askerin saklanarak yürümesini sağlayacak bir örtü yoktur. Buna rağmen bu vadiyi geçmek zorundadırlar. 
Yürüyüşün bundan sonrasını Şefik Bey’in anılarından okuyoruz:
“Yürüyüşümüz devam ediyordu. Ovayı geçmemize az kalmıştı. Artık donanma tehlikesini atlatmaya başlamıştık. Hem donanmanın, hem balonun, hem tayyarelerinin gözleri önünde bu ovayı tahminen bir saate yakın uzun bir zaman içinde geçtiğimiz halde bizi ateş altına almadıklarını bir iyi talih ve bir ilahi yardım olarak kabul ettim. Gariptir ki, o kadar uzun yürüyüş yapan alayımız, ancak Kavaklıderesi’ne girerken gerilerimize donanmanın ateşi başladı. Geçtiğimiz ovayı yaladı, taradı. Fakat hangi hedefe attığını biz anlayamadık. Çünkü vadide gerimizde ateş etmelerini gerektiren bir hedef görünmüyordu.”
Yine Şefik Bey’in ifadesine göre, gemi ateşi ve uçak bombardımanı kendilerini yakalasa idi, yürüyüşlerini engelleme ve büyük zayiatlar verme gibi sonuçlar kaçınılmaz olurdu. Şayet düşman 27. Alay’ı bu vadide durdurabilseydi Conkbayırı ve Kocaçimentepe’yi kolaylıkla işgal eder, böylece zafere giden yolda dev bir adım atmış olurdu.  
İşte Allah’ın yardımı bu yürüyüş sırasında askerlerimizden yana olmuş, zırhlılardaki, uçaklardaki ve balondaki düşman personelinin gözlerine adeta bir sis perdesi çekilerek birliklerimizin açıktan yürüyüşleri sağlanmıştır.
Bu esrarengiz olayı Allah’ın bir yardımı olarak gören Alay Kumandanı Şefik Bey, düşman açısından baktığında kendilerini neden göremediklerini tahmin etmeye çalışmaktadır:  
“Donanma şüphesiz bizi görmeye çalıştı fakat göremedi. Çünkü:
a)Yürüyüş kollarımız, donanmaya nazaran güneş istikametinde idi. Güneş henüz yükselmemişti, donanmadan bakanların gözü bu şekilde güneş ışınları dolayısıyla bizi görememiş olabilir.
b)Mevsim ilkbahardır. Denizden ve karalardan çıkan buhar bizi gizlemiş olabilir.
c)Haki renkli elbiselerimiz, gölgelikler dolayısıyle bizi gizlemiş olabilir.
d)Yürüyüşü yollardan değil de açık araziden yapmamız, dikkatlerin yollarda olduğu bu anlarda bizi gizlemiş olabilir.”
Şefik Bey bu izahları yaparken işin aslını kendisi de biliyordu. Yani bunun ilahi bir lütuf olduğunu yukarıda kendisi ifade etmiyor mu idi? 
Şimdi bu ifadeleri okuyanlar, meselenin bu şekilde tabiat olayları ile izah edilmiş olduğunu düşünmemelidirler. Çünkü, bu açıklamalar bunu izah etmekten uzaktır. Ya uçakların niçin göremediğini, daha alçakta olan balonun niye göremediğini nasıl izah edeceğiz? Birlikler tam geçtikten sonra boş arazilerin bombalanmaya başlaması konusunda ne diyeceğiz? 
Enteresan olan bir durum da şudur:
ANZAK’ları ilk duraksatan 27. Alay’a bağlı gözetleme birliğidir. Onların şehit olmasından kısa bir süre sonra, takriben güneşin doğumundan 1 saat sonra yukarıda anlattığımız şekilde cepheye gelmiş bulunan 3000 mevcutlu bu alayımız düşmanı durdurmayı başarmıştır.
Bigalı köyünde bulunan Yarbay Mustafa Kemal’in kumanda ettiği yedek 19. Tümen’e bağlı 57. Alay ise, 27.Alay’dan saatler sonra Conkbayırı istikametinde yürüyüşe geçmiş ve ancak öğleden biraz önce imdada yetişmiştir. Düşmanı asıl durduran 27. Alay’dır.
İşin enteresan tarafı bugün her 25 Nisan günü şafakla birlikte 57. Alay’ın yürüyüşü 10 binlerce gencimiz tarafından sembolik olarak yapılmaktadır. Cepheye 57. Alay’dan çok önce ve Allah’ın yardımı ile yürümüş bulunan 27. Alay adeta unutturulmuştur.
Arzu ederiz ki, Çanakkale zaferimizin 100. Yılını kutlarken artık 27. Alayımızı da hatırlayalım ve Eceabat civarından başlayıp Kanlısırt’ta sona eren o kutlu yürüyüşlerini canlandıralım.
Bunu ancak Milli Görüş gençliği başarabilir.
Milli Görüşçüler!
Var mısınız, gerçek Çanakkale tarihini canlandırmaya?
 
TARİHİN BORUSU
 
Tarih feryat eden antika gromofon,
Kulağa dönüktür, üstteki borusu;
Bizlerse ağzımız açık dinliyoruz,
Kulağı koruyor, östaki borusu...
 
Ekrem Şama
TOP