ALÇITEPE BİR HAYAL
Seddülbahir cephesini anlattığımız önceki bölümlerde, 27 Nisan akşamına kadar olan savaşları özet olarak vermiştik. Bu bölüm hatırlanırsa, Kirte köyü önlerindeki bir nokta ile, bu günkü Şehitler Abidesi’nin bulunduğu noktanın hemen üst kısımlarında bulunan nokta bir çizgi ile birleştirilirse, kaba olarak o akşamki düşmanın tutunduğu hat meydana çıkar.
Düşmanın ilk hedefi Alçıtepe’dir. Ancak, henüz Alçıtepe oldukça uzaktadır. General Hunter Weston, Alçıtepe’ye giden yol üzerinde en önemli engelin Kirte köyü olduğuna karar verir.
Eskihisarlık civarında bulunan Fransız birlikleri hariç olmak üzere, karaya çıkarılmış bulunan 29. Tümen’e ait birlikler, yine karaya çıkarılmış bulunan 20 civarındaki topun desteği ile, 28 Nisan sabahı, bütün şiddetiyle saldırıya başladı. Bu saldırı öncesi düşman savaş gemilerinin, saatlerce mevzilerimizi bombalayarak, ortalığı cehenneme çevirmiş olduklarını da ifade etmek gerekir. Tıpkı çıkarma gününde olduğu gibi, bu atışlardan sonra, Türklerin direnme güçlerinin tamamen kırılmış olacağını hesaplıyorlardı.
Hücum çok hızlı ve şiddetli gelişti. Düşman cephe boyunca ilerlemeye başlamıştı.Türk ateşleri karşısında düşman pek çok zayiat vermesine rağmen, ilerleyiş devam ediyordu. Saat 13.00’de yedekte tuttukları bir tugaylarını da cepheye sürerek son darbeyi vurmak gayesiyle ileri atıldılar. Yer yer iki kilo-metre kadar ilerlemeyi başardılar.Ancak cihad erlerimizin direnişi karşısında, önce yavaşlayıp sonra durakladılar. Bu arada düşmanın cephane, su ve yiyecek ikmalini yapmakta olan tekneleri, her dakika artan yaralılarını, açıkta bekleyen gemilere taşıma işine öncelik vermek zorunda kalması dolayısıyla, ikmalsiz kaldılar.
Yedekte tutulan birliklerimizin tam zamanında cepheye sürülmesi, ayrıca Anadolu yakasında bulunan topçu bataryalarımızın da, başarılı atışlarla düşmanın sağ yanını hırpalaması sonucu, karşı atağa geçen birliklerimiz, kısa sürede düşmanı kovalamaya başladı. Gecenin başlangıcında düşman, yer yer eski mevzilerine, bazı yerlerde ise 500 metreyi geçmeyen toprak kazanımları ile yeni mevzilerine çekilmek zorunda kaldılar. Ancak düşmanın bu günkü kayıpları 3000 den fazla idi.
Bu çarpışmalar Çanakkale savaşı tarihinde Birinci Kirte savaşı olarak anılır.
Düşman bütün çabasına rağmen, böylece bu gün de, Alçıtepe yolunu açamamıştı.
Bu günden sonra, her iki taraf da takviyeler almış, eksikliklerini tamamlamaya çalışmış, siperlerini sağlamlaştırmış, 3 gün karşılıklı taciz ateşlerinden başka birbirlerine herhangi bir hücum yapmamışlardı.
1 Mayısı 2 Mayısa bağlayan gece, hücum sırası birlikle-rimize gelmişti:
Bu hücumumuzu bir Alman Yarbay idare edecekti. Daha işin başında, dil anlaşmazlıkları ve tercüme hataları yapıldı. Gece 22.00’de, ateş etmeksizin süngülerle hücuma kalkıldı. Kısa süre sonra düşmanın mukabil ateşleri başladı ve gemiler projektörleri ve aydınlatma fişekleri ile bölgeyi gündüz gibi aydınlattılar. Kirte civarında 500-600 metre ilerlemeye muvaffak olan birliklerimiz, düşmanla sabahın ilk ışıklarına kadar, boğaz boğaza çarpıştılar.
Sabah olduğunda düşman zırhlılarının yakıcı ateşi de devreye girdi. Ağır kayıplar veren birliklerimiz, sonunda eski mevzilerine çekilmek zorunda kaldılar.
Bilanço: Düşmanın 5 000 den fazla, bizim ise 6000 kaybımız vardı.
Benzer bir saldırı, yeni planların yapılması ve cepheye intikal eden yeni bir tümenin katılımı ile, 3-4 Mayıs gecesi tekrar edildi.
Bu taarruzumuz da yine, planlama ve komuta hataları ile başladı. 30 kilometre cebri yürüyüş yapmış olan yeni tümenin birlikleri hiç dinlenmeden, henüz bilmedikleri bir arazide, bilmedikleri düşmana karşı, zifiri karanlıkta savaşa sokuldu.
Daha önceki saatlerde savaşa sokulan birliklerimizin, hangi mevkide savaşmakta oldukları, şartlarının ne olduğu tam anlaşılamadan, bu yeni birliklerin de aynı yerlerde cepheye sürülmesi, büyük yanlışlıklara ve korkunç hatalara sebep olmuştur. Kimi tarihçiler Türk askerlerinin birbirleri ile savaşmış olduklarını yazmaktadırlar.
Yine de bütün bu olumsuz şartlara rağmen, Morto koyuna kadar ilerlemeyi başaran birliklerimiz, sabahın ışıkları ile birlikte devreye giren, topçu ve savaş gemilerinin de desteği ile, karşı atak başlatan düşman karşısında, gerileyerek öğleye doğru eski mevzilerine çekilmek zorunda kaldılar.
Böylece yakalanmış bulunan çok önemli fırsat da, Alman Komutan’ın yapmış olduğu büyük hatalar neticesinde, kullanılamadığı gibi, çok büyük kayıplara da sebep olmuştur. Alman komutan bu görevden derhal alınmış ve cephelerin komuta durumları yeniden tanzim edilmiştir.
Bu geceki kayıplarımız gerçekten korkunçtu. 15.000’den fazla askerimizi kaybetmiştik.
Ordu Komutanı Liman Von Sanders, Türklerin bu saldırılarının, çok acele edilmesinin yanında, iyi planlanmadan yapılmasının ve bu derece ağır kayıplarla neticelenmesinin, Enver Paşa yüzünden olduğunu ifade eder. O Enver Paşa ki, onun hareket tarzı, ya hep, ya hiç mantığına dayanmaktadır. Onu hatırlıyoruz, Erzurum’da da aynı mantıkla doksan bine yakın vatan evladını, Allahüekber dağlarının buzları arasına gömüp gelmişti. İşte aynı Enver Paşa, Seddülbahir’e çıkmış bulunan düşman kuvvetlerinin, hemen, hiç vakit kaybetmeden, eldeki kuvvetlerimizin durumu ne olursa olsun, gece taarruzu ile denize dökülmesi için emir vermiş idi.
Liman Von Sanders’in dedikleri, bu harekatların başlangıç ve neticelerine bakınca doğru gibi gözüküyor.
Bu hadiseden sonra, Arıburnu ve Anzak cephesine, Kuzey Grubu ismi verilerek, Komutanlığına Esat Paşa, Seddülbahir cephesi ise, Güney Grubu olarak adlandırılarak komutanlığına da Alman Veber Paşa getirildi.
ALÇITEPE İÇİN NAFİLE ÇIRPINIŞ
Anzak cephesindeki çarpışmaların kısmen rolantiye girmesi, ayrıca da Mısır’dan gelen takviye birliklerin de cepheye intikal etmesi ile Hamilton, İngiltere’ye karşı itibarını yeniden sağlayacak ve Alçıtepe’yi ele geçirecek büyük bir hücum için, süratle planlarını yapar:
Yeni gelen takviye birlikleri ile beraber, Anzak cephesinden çekeceği iki tugay ve beş bataryalık kuvveti de, Seddül-bahir’e kaydıracak, büyük ve güçlü bir yumrukla Türklerin işini bitirecektir.
6 Mayıs sabahında önce donanma, arkasından da topçu birlikleri, cehennemi andıran ateşleriyle Türk siperlerinin bulunduğu yerleri hallaç pamuğu gibi atar. Toz ve dumandan cephede göz gözü görmez hale gelir. Etrafa saçılan şarapnel parçaları; ağaçları, taşları, göklere fırlatmaktadır. Gök gürültüsünü andıran top sesleri, insanların kulak zarlarını patlatmaktadır. Tüm topçular ve açıktaki savaş gemileri, bu bombardımana katılmaktadır.
Mehmetçik ise, siperlerinde, dilinden hiç düşürmediği, zikir, dua, tesbih ve selavatlarla, selaten tüncinalarla hücum anını beklemektedir. İkinci Kirte savaşı denilen bu savaşta, düşman hücumu 11’de başlar. Donanma ve topçu, piyade hücumunun başlamasıyla ateşini keseceği yerde, daha da yoğunlaştırarak devam ettirir. Akşama kadar devam eden bu kanlı çarpışmalarda, gerçekten destanlar yazan askerlerimiz, bir adım bile geri çekilmemiş, İngilizler ve Fransızlar büyük bir hayal kırıklığına düşmüşlerdir.
7 Mayıs günü yine topçu atışlarının desteğinde düşman saldırısı, yeniden ve daha şiddetli başladı. Bu saldırılarda, cep-heye yeni gelmiş bulunan Hint Gurkha tugayı ve Fransızlar, sağdan ve soldan Türk mevzilerine girip ilerlemeye başladılar. Akşama doğru Türk ihtiyat kuvvetlerinin de devreye girmesiyle, düşman püskürtülerek, eski mevzilerine geri atıldı.
8 Mayıs günü, düşman yeni takviye güçlerini de devreye sokarak yeniden saldırdı ise de, yine bir başarı sağlayamadı. Hamilton ne pahasına olursa olsun mutlaka başarı haberi almak istiyordu.
Bu defa düşman gece hücumlarını denedi, bazı başarılar elde ettiyse de, karşı ataklarla tekrar eski mevzilerine dönmek zorunda kaldı. Bu saldırılar 10 Mayıs gününe kadar devam etti. 8 500 kayıp vermiş bulunan düşman artık başka bir saldırı yapmaya cesaret edemedi.
İkinci Kirte muharebesi denilen bu muharebeler, böylece düşmanın mağlubiyeti ile sona ermiş, Alçıtepe artık bir hedef olmaktan ziyade, karşılarında bir hayal olarak durmaya başlamıştır.
General Hamilton, o güne kadar, İngiltere’deki bakanına hep pembe tablolar çizip, durumunu başarılı gibi gösteriyordu. Kirte savaşlarından sonra, başarısızlığı daha fazla gizleyemeyeceğini anlayarak, gerçek durumu, zorluklarını, sıraladıktan sonra, başarmak için daha fazla askere, silaha ve cephaneye ihtiyacı olduğunu rapor etmek zorunda kaldı. Kitchener’e şu telgrafı çekti:
“Hedefime varamadım. Harekat başarısızlıkla neticelenmiştir. O gün, elimde bulunan iş görebilecek her askeri, muharebeye sürdümse de, düşmanın tahkimatı pek kuvvetli olduğundan, makinalı tüfekleri de pek fenni bir surette kullanıldığından, üzerlerine varılamamıştır. Kuvvetlerim, bu güçlü tahkimata karşı, insanoğlunun yapabileceği her şeyi yapmış, fakat bunların icabına bakamamıştır. Bu işin başarılması için çok cephaneye ihtiyaç vardır. Bunun neşe kaçıran bir netice olmasından korkmakla beraber, bu işin içinden sıyrılmanın da başka bir yolunu göremiyorum.” 62