DALGA DALGA MUSİBET

 

İslam dünyası yangın yeri. 
Çin’den tutun, Atlas Okyanusu’na kadar, Sibirya’dan tutun, Güney Afrika’ya kadar!
Hele hele son 20 yıldır zulüm ayyuka çıktı.
Ayırım gözetmeden yapılan katliamlar. Kadınlara, kızlara, çocuklara yapılan tecavüzler, anasız, babasız, evsiz, sahipsiz bırakılan çocuklar. Organları çalınıp öldürülen insanlar. İşkence altında inim inim inletilen zavallılar. Söndürülen ocaklar, dağıtılan yuvalar. Küresel boyuttaki acımasız sömürüler. Mülteci  durumuna düşürülen yaklaşık 100 milyon kişi. Çalınan servetler, yok edilen kültür mirasları, tecavüz edilen mabetler, kutsallar. Birbirini boğazlamaya itilen milyonlar.
Dünya insanlığı sessiz, tepkisiz, sindirilmiş, vurdumduymaz, sanki kör, sağır, dilsiz.
İslam dünyası hiç oralı değil. Bir kısmı çaresiz, bir kısmı işbirlikçilik peşinde, bir kısmı keyfinde, lüksünde, har vurup harman savuruyor.
Bizde ise, bir kısmı işbirlikçilik yapıyor, büyük bir kısmı işbirlikçileri alkışlama derdinde. Bir kısmı kaçırdığı iktidar nimetlerini tekrar ele geçirmek için haktan yana görünüp saman altından su yürütmekte. Büyük bir kısmı bu zulümler karşısında tepkisiz, vurdumduymaz, aldırmaz. Küçük bir kısmı da her şeyin farkında. Zulmü görüyor, zalimleri tanıyor, ilahi emirleri ezbere biliyor, her gün ikaz da ediliyor, buna rağmen, kimisi kılını kıpırdatmıyor, kimisi seçimden seçime hassaslaşıyor, bir kısmı çabalar gibi gözüküp yerinde sayıyor. Çok az bir kısmı da elbisesi tutuşmuş gibi sağa sola koşup yardım istiyor, ama çoğunluk bu gibi insanlarımızla adeta alay ediyor. Aklından zoru var sanıyor. Alimlerin ekserisi ilmin değil, göbekten bağlı oldukları merkezlerin emrinde…
Pislik dolu barajların kapılarını açmışlar. Ocaklara yüz kanallı pislikler akıyor. Ne kadar ahlaksızlık ve edepsizlik varsa süslü anbalajlara sarılıp hanelere sokuluyor. Aile bağları kesilip koparılıyor. Ana, babaya düşman, çocuk ebeveynden kopuk, adaletin beli kırılmış, çalışanlar işsiz ve aç bırakılmış, cafcaflı eğitim kurumları kaliteden soyutlanarak, eğitimsiz genç üreten fabrikalara benzemiş. Siyaset kurumu yalana dolana endekslenmiş, israf kol geziyor. Parklar bahçeler zina ve sapıklıkğın sahnesi yapılmış, üçüncü ve dördüncü cinsler türetilmek için kanunlarla oynanılmış. Gıda güvenliği kalmamış. Nereden getirildiği nasıl beslendiği belli olmayan hayvanlar. Kimin kestiği, nasıl hazırlandığı meçhul et mamulleri. GDO’lu yiyecekler, haram katkılı olup olmadığından emin olunamayan gıda ürünleri, “D.Eti” etiketiyle satılan ve bir çok eve “dana eti” kılığında giren domuz etleri. Bilim ve teknolojinin gösterdiği hedefler yerine bina ve hafriyat işleri öne alınmış. Sömürü çarkları devleşmiş. Namerde yapılan borçlar dağları aşmış.
Halkın büyük bir kısmı bu kötü gidişi başarı zannetmeye devam etmekte. 
İslam tarihinden birazcık haberdar olanlar, geçmiş kavimlerin nasıl helak edildiklerine bakarlarsa bu günkü dünya ile kıyaslarlarsa dehşete kapılırlar.
Koronavirüs belası çıktı. Bu sefer geri kalmış olan ülkeleri değil, teknolojinin ve de ahlaksızlığın zirveye çıktığı ülkelerin insanlarını daha çok kasıp kavurduğunu fark ediyoruz. Bu virüs insandan insana geçebilen bir virüs. Ya havadan, sudan, güneş ışığından bulaşabilen bir virüs ya da mikrop olsaydı? Ya karıncadan, sinekten bulaşanı olsaydı? Ya bastığımız toprak, yerdeki otlar ve ağaçlardan bulaşan tehlikeli bir mikrop olsaydı? Mikrop veya virüsle de sınırlı değil elbette, helak vasıtalarının türlü türlüsü var.
Geçmişte helak edilen kavimler ellerindeki teknoloji ile başlarına gelen musibetlerden kurtulabilmişler miydi? Biz kurtulabilir miyiz? Cümlelerimizi yanlış anlamayasınız. Kul planında elbette tedbir alacağız, almalıyız. 
Dalga dalga gelmesinden korktuğumuz böyle musibetleri ve küresel felaketleri bu kürenin insanları maalesef hak ediyor. Alabileceğimiz tedbirlerin yanında dua edelim de, insanlığımızı tekrar hatırlayalım, başımıza gelmesini hak ettiğimiz felaketler Allah’ın merhameti ile bizden uzaklaşsın.
Çözüm insan olmaktan geçiyor.
İnsan olmak!
 
 
 
ŞEYTAN GÖREVDE
 
Kıyamet kopacak bir gün, 
İsrafil, sur öttürdüğünde;
Şeytanın çağrısı var her gün;
Bir zurna al, öttür düğünde!..
 

Ekrem Şama