YALAN RÜZGARLARI DİNMEK ÜZERE

28 Şubat süreci ile 54.Hükümetin dağılmasından sonra Lider Erbakan halka şöyle sesleniyordu:
“Siz bize iktidar vermediniz! Yüzde 22 oy verdiniz. Bu oy oranıyla iktidar olunmaz! Biz size hizmet için iktidarı dişimizle tırnağımızla kopararak aldık!”
Bu dişle, tırnakla koparma süreci yaklaşık 30 yıl sürmüştür. Sağcı geçinen muhafazakar ve sosyal demokrat geçinen solcuların yalan, dolan, iftira ve baskılarına rağmen ve de onların kontrolündeki medyanın tüm çirkefliklerine rağmen gerçekleşmiş ve yüzde 22’ye ulaştığında da 54.Hükümet kurulmuştu. Çok kısa sürede, tüm vatandaşlar hükümet etmek neymiş, hizmet neymiş, nimet neymiş, görmüşler ve yaşamışlardı.
İçimizden kandırıp kopardıkları iktidar heveslilerinin kontrolüne tüm etkili medyayı da verdiklerinde, tekrar başa dönüldü.  Gerek Erbakan hocamız ve gerekse Milli Görüşçüler tekrar diş ve tırnak metoduna döndük. Çalışıp çabalıyorduk. Lakin içimizden çıkmış olanlar, kontrollerine aldıkları medya eliyle öyle tezvirat, iftira, yalan ve düzmece haberlerle saldırıya geçtiler ki, bizim Milli Gazetemiz ve kıt imkanlarla yayına geçmiş bulunan Tv5’imizin sesi çok sınırlı kişilere ulaşabiliyor, bu tahribatları onarmaya yetmiyordu. Hocamızın başımızda bulunduğu bu süreçte, yakası paçası açılmadık gayrı meşru metodlar icad ediliyor, CHP korkuları, cunta balonları ile halkımız ipnotize edilmiş şekilde paniğe sevkediliyor ve Milli Görüş’e yaklaşmaları önleniyordu. Halk daha önce Milli Görüş iktidarının kendilerine sağladığı imkanların AKP’tarafında da sağlanacağına inandırılıyor, artı olarak CHP ve cunta ile korkutularak ikna edilip oylarını orada biriktiriyorlardı.  Hatta Erbakan Hocamızın talimatıyla böyle davrandıklarını da fısıltı gazetesiyle yayarak yerlerini sağlamlaştırıyorlardı. Yaklaşık 10 yıl Erbakan Hocamızın liderliğinde Milli Görüş bu yalan ve iftiralarla boğuşmak, diş ve tırnakla kazımaya devam etmek zorunda kaldı. Ama oylarını asla belli bir oranın üzerine çıkaramadı. Çıkaramadı ama  bu sürede perişan edilen Türkiye’nin ve İslam dünyasının probleri için gerçek çözüm yollarını ortaya koymaktan asla geri durmadı. 
Erbakan Hocamızın vefatından sonra ise, gerek AKP sözcüleri, gerekse yöneticileri, devletin imkanları ile drekt ve dolaylı yollardan kontrol ettikleri medya vasıtasıyla, Saadet Partisi’ne baskılarını arttırdılar. Bu baskılar iftira, yalan ve diğer gayrı meşru yollar dahil her türlü imkanlarını kullanarak, bir çok seçmeni Saadet Partisi’nden korkutarak soğutmaya muvaffak oldular. Bilhassa sözcülerinin inandırıcı ve ikna edici tavırlara bürünerek uydurdukları yalan ve iftiralar halkımızın çoğu tarafından doğru imiş gibi algılanmaya sebep oldu. 
Ancak son 31 Mart Mahalli İdareler seçimlerinde devlet imkanlarını da kullanan sözcüleri, Saadet Partisine karşı o kadar pervasız, o kadar desteksiz, o kadar aleni yalanlar ve iftiralar uydurdular ki, bu yaptıkları geri tepmeye başladı. Söz gelimi Saadet Partisi tüm seçim çevrelerinde kendi adayları ile seçimlere girdiği halde, başka partilerle ittifak etmiş gibi, belli seçim çevrelerinde, mesela İstanbul’da başka partilerin lehinde seçime girmiyormuş gibi, hatta ve hatta teröristlerle ittifak sözleşmelerine bizzat Genel Başkan Temel Karamollaoğlu’nun imza attığı gibi, çok bariz yalanlar ve iftiralar attıklarında, gerçekler gözünün önünde cereyan eden halk silkinmeye ve uyanmaya başladı. 
Aslında bu sözcüleri yakından tanıyanlar ve ne söylediklerini iyi tahlil edenler, bunların eskiden beri yalan söylediklerini biliyorlardı ama bunlara kimseyi inandıramıyorlardı. Bu sefer bu kadar aleni ve göz önünde görülen konularda yalan söylediler ki, uyanmalar başladı ve alınan sonuçlar kendilerini şok etti.
Bu kullandıkları metodlar haramdı. Bir Müslüman’ın bu metodlara başvurması doğru değildi. İşte Saadet Partisi gerek Hocamızın sağlığında, gerekse sonrasında bu metodları asla kullanamazdı ve kullanmadı. Baskın medya, devlet imkanlarının devreye sokulması, yalanı da inandırıcı metodlarla kullanmaları, Saadet Partisi’nin arzulanan sonuçları almasını yıllarca engelledi. Böylece bu metodları kullanan AKP sözcü ve yöneticileri ile onların kontrolündeki medya bu haramları işlemiş olmanın vebalini sırtlandıkları gibi, Türkiye ve İslam dünyasının yegane kurtuluş reçetesi olan Milli Görüş’ün gelmesini de geciktirerek, felaketlere sebep olmanın sorumluluğunu da kendi hanelerine yazdırmış oldular.
Artık yalanlar da, iftiralar da, düzmece haberler de etkisini yitirmeye başladı. 
Biz helalinden, doğru ve tutarlı metodumuzla yola devam edelim.
Görelim mevlam neyler?
 
ÇALIŞMA METODU
 
Yalan, dolan, talan yolları mı;
İt elinin tersiyle, bas üstüne!
Dürüstlük ve hikmet yolları mı;
Sarıl dört elle, koy baş üstüne!
 

Ekrem Şama

TOP