ÇALIŞIRKEN DİN'Lİ YORUM

Karınca kaderince Milli Görüş davamız için çalışıyoruz. Elbette başkaları da var, başka davalar için çalışan. İnsan hep kendini değil, etrafını da görüyor, neler olup bittiğini, araştırıyor, dinliyor. 

Bizim ölçümüz İslam Dini. Etrafımızdaki olup bitenleri de bu Din’e göre yorumlamamız gerekiyor ve yorumluyoruz. Yani Din’li yorum yapıyoruz.
Önce kendimize bakıyoruz:
Acaba biz siyaset yaparken “yalan” söylüyor muyuz? 50 yıldır koştuğumuz maratonda hiç yalan söylediğimizi hatırlamıyoruz. Belki yanıltıldığımız olmuştur, ama bile bile asla yalan konuşmadık.
Ama AKP’ye bakıyoruz:
Kurulduğundan beri çok yalanlar söylediğini hatırlayabiliyoruz. Biz baştan beri söyledikleri yalanları az çok fark edebiliyorduk ama vatandaşlarımızın çoğu, sözcülerinin bunları söylerlerken takındıkları sahicilik tavırları yüzünden yalan olduğunu fark edemiyorlardı. Ama en son “Saadet Patisi’nin başkalarıyla ittifak yaptığı, bu yüzden İstanbul’da seçime girmediği, ittifaklara imza attığı” gibi herkes tarafından kolaylıkla anlaşılacak kadar aşikar yalanlar söylemeye kalkıştıklarında halkı uyanmaya başladı. “Bu kadar da olmaz canım” diye homurdanmaya başladığını gözlemliyoruz. Üstüne üstlük, aynı yalancıların “Saadet İstanbul’da seçime girmeseydi biz kazanacaktık” türü sözler söylemesi, yalanların halkla alay boyutuna getirildiği izlenimini doğurdu. Burada Din’li yorum yaptığımızda, yalan gibi “büyük günahın” katmerli bir şekilde, halkımızla alay edercesine işlendiğini tespit ediyoruz.
Yine yürürken kendimize bakıyoruz: 
İktidar emaneti, velev koalisyonla bile olsa, bize verildiğinde, biz bu emanetin gereklerini büyük bir titizlikle yerine getirdiğimizi hatırlıyoruz. Hem milletimiz, hem tüm dünya Müslümanları açısından üç-beş aylık süreye 20-30 yıllık icraatları sığdırmanın gayreti içinde olduğumuzu herkes biliyor.
Ama AKP’ye bakıyoruz:
İktidar emanet tek başına, kahir ekseriyetle 17 yıldır kendilerine verilmiş olmasına rağmen, bu emaetin gereklerini yerine getirmemiş, tarım, sanayi, hayvancılık sektörlerini mahvetmiş, lüks tüketim, israf ve şatafatta bizi dünyanın sayılı ülkeleri arasına sokmuş, İslam dünyasına sırtlarını dönmüş, Avrupa ile entagrasyon uğruna tüm ahlaksızlıkların önündeki barajları kaldırmış ve ülkemizi de kurtuluş savaşına getirmiştir. Borçlarını ödeyemez duruma gelmiş bir ülke haline getirilmişiz. Bunun Din’li yorumu, emaneti gereği gibi korumamıştır.
Yine kendimize baktığımızda, şükür ki yapabileceklerimizi vaad etmişiz, vaad ettiklerimizi de elimize fırsat geçtiğinde yapmışız.
AKP’ye bakıyoruz:
Vaad ettiklerine göre maddi bakımdan ülkemiz 16 zengin ve müreffeh ülkelerin arasında olacaktı. Kişi başı milli gelir bu günkünün misli misli yukarısında olacaktı. İhracaat 500 milyar doları geçecek, işsizlik önlenmiş olacaktı. Türkiye dünya siyasetine yön veren ülkeler arasında olacak, İslam dünyası kendini toparlayacaktı. Manevi bakımdan ise “dindar bir gençlik” yetişecekti. Bunların hangisi gerçekleşti? Saymaya yerimiz yok, muhterem okuyucularımız, bunları siz zaten biliyorsunuz. Bu konuda Din’li yorum yapacak olursak, vaad edip de bunları yapmadıkları kanaatinden başka hangi hükme varabiliriz?
Yine düşmanlıkta haddin aşılmasında, haksızlıklar yapılmasında, adaletin zedelenmesinde Din’li yorumlar yapsak ne dememiz gerekiyor?
Etrafımızdan bizi, “seçim değerlendirmesi” yapmamız için sıkıştıran dostlar! İşte sebepler, işte neticeler!
Daha nasıl bir değerlendirme bekliyoruz?
Bu dört günahı ayrı ayrı da düşünsek, birlikte de düşünsek yenilir yutulur şeyler olmadığını görürüz.
Bu dünyanın bir de başka dünyası olduğunu çok iyi bilenlere diyoruz ki:
Bu dört konuda kararlı, bilinçli, gayretli tutumları ile Saadet Partisi kendisine gönül verenleri nelerden korumuş anlaşılabiliyor mu?
ALTA DÜŞMEK
Beynin kıvrımlarına döküp kezzap,
Yok edilirse ahlaki düşünce;
Hepimiz çekeriz çok büyük azap,
İki dünyada da alta düşünce!
 
Ekrem Şama
TOP